• Mardin18 °C
  • Diyarbakır8 °C
  • Batman7 °C
  • Şırnak9 °C
  • İstanbul13 °C

Mecit Akgül / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

YORGANSIZ DAMAT

28 Kasım 2025 Cuma 15:31

 

 

 

Baharla birlikte biz çocukları mağaralara yönlendirdi. Mağaralarda çok çocuk vardı ve hayat orda daha canlıydı. Bir de sonuçta her ev bize bir yemek yedirirdi. Yemek dedim de bir parça katıksız tandır ekmeği, ekmeğine sürülen sarımsak, ya da bir parça soğan, tereyağlı ekmek. Buranın emektar anneleri. Bizi çocuklarından ayırmazlardı, çocuklarına ne yediriyorlardıysa bize de aynısını yediriyorlardı. Hatta birde bizi misafir olarak gördüklerinden dolayı daha da kıymet verirlerdi. Diğer yandan anneme duydukları sevgi ve yakınlıktan bana biraz daha ayrıcalık tanırlardı. Yedirdikleri ekmeklerini yanında sevgilerimi de hissederdim. Sevgiyi hissetmek dünyanın en büyük mutluluğudur.

 Suyumuzda genellikle binlerce yıl önceki insanlarca kayalıklara kazınmış olan sarnıç ve dibeklerden içerdik. Suyu sarnıçlarda elimizle içerdik fakat dibeklerden tıpkı kuzu ve oğlaklar gibi direk dudaklarımızla içerdik. Çoğu zaman dibek suyunun üstünde yüzen keçi koyun pelitlerini üfleyerek ağzımızdan uzaklaştırırdık.

Yağmurun dindiği bahar güneşinin yeni tomurcuklanan meşe ağaçlarını yapraklarının yeşilini aydınlattığı bir Kube mağarasının kapısında Naime Kuco yengenin bize verdiği tereyağlı ekmeği yiyorduk. Halef Ali Kuco’nun çocukları Şükrü ile Şahize’de yanımızdaydı. Bir yandan ekmeğimizi yiyor diğer yandan saklambaç oynuyorduk. Bir ara Şaban mağaranın az ilerisinde bulunan dört tarafı duvarla örülü hücrenin içine saklandı. Hepimiz onu kınadık çünkü hücrelerin toprağı basılmaması gereken kutsal yerlerdi.

"Gözün kör olacak" dedi Şahize.

"Bizim keçi bir seferinde üstüne tırmanıp içindeki otu yedi hastalandı." dedi Şükrü.

"Bilmiyordum, bir daha girmem" dedi Şaban.

Hücrenin kutsallığını konuşuyorduk ki, uzaktan ailenin büyük oğlu Medeni ağaçların arasından belirdi. Şükrü ile Şahize koşarak onu karşıladılar. Medeni kardeşlerini kucakladı. Sonra cebinden delikli şeker çıkarıp birer tane verdi. Bulunduğumuz çitin yanına varınca biz beş çocuğa da birer tane verdi. Ardından mağaranın derinliklerine seslendi.

"Anne baba ben geldim"

Annesi kucağında bebek Ramazan olduğu halde dışarı çıktı.

"Hoş geldin oğlum" Sesinde bir memnuniyetsizlik vardı.

Medeni annesinin elini öpecek oldu.

Naime yenge elini öptürmediği gibi, masmavi gözleriyle, öfkeyle Medeniye dik dik baktı.

"Kaçıracak başka kız mı bulmadın, gittin Abde’nın kızını kaçırdın? "

"Seviyorum onu, Abde amcamda vermeyince, kaçırmaktan başka çarem kalmadı, bende kaçırdım"

"İyi bok yedin, o tamahkâr amcan başlık parası niyetine altımızdaki çullu dahi ister"

"Sizde vermeyin"

 Olur mu adetlerimiz, gelenek göreneklerimiz var adetler ne diyorsa onu yapmamız gerek"

"Anne bırak geleneği, başlık parasını da acil bir şeye ihtiyacım var"

"Neye ihtiyacın var oğlum"

"Bana bir yorgan lazım"

Naime yenge hiddete bağırdı

"Sana verecek yorganın yok"

Medeni sağa sola baktı, birinden yardım ister gibi.

"Ama anne geceleri soğuk oluyor üşüyoruz"

"Oğlum Medeni kızı kaçırdığında soğuğun hesabını yapsaydın"

Medeni bir süre ses çıkarmadı Ellerini çaresizce ovuşturdu.

"Anne gerçekten hava soğuk, döşeğimiz bile samandandır."

"Samandan birde yorgan yapsaydınız ya"

"Annem benim, bu kadar acımazsız olma, fazla bir şey istemiyorum sadece bir yorgan"

Naime yenge biraz yumuşar gibi oldu.

"Oğlum Medeni biliyorsun bir sürü kardeşin var, dördünü bir yorganın altında yatırıyorum"

Medeni hayvanlara yem verilen yatağın kenarına oturdu.

"Anne bu dünyada şu anda istediğim sadece bir yorgan"

"Aaa akılsız oğlum benim, dedim ya kızı kaçırmadan önce yorganın hesabını yapsaydın, kendi kendine sormadın mı, ben bu kızı nerde yatıracağım diye?" "

"Anne onu da düşündüm, annem bana bir yorgan verir dedim"

"Annen nerden versin. Biliyorsun tüm sürünün içinde bir tek koyunumuz yok. Hepsi kıl ya da tiftik keçisidir, ondanda yorgan olmaz" ardından. Şehizeye seslendi "Kız kardeşini tut ya şu akılsız abine bir yemek getireyim"

Şahize koşarak bebeği annesinden aldı.

"Anne yemek yemem"

"Utanmaz yemezmiş" ardından mağaraya girdi. Çok geçmeden elinde bir taş yoğurt ve yarım ekmekle döndü.

"Al ye, annenin yemeği geri çevrilmez, zehirde olsa yemen gerekir, ayıptır"

Medeni taşı annenin elinden aldı. Bir kaç kaşık aldı.

"Anne yorgan, yorgan. Bana yorgan lazım"

"Bak akılsız oğlum, baban beni kaçırdığında, sırtında bir yorganla gelmişti kaçırmaya, çünkü o kafasını çalıştırdı. Saman ve otun üstünde uyulur, fakat saman ve otu üstünde uyulmıyacağını biliyordu"

"Ben sana güvendim"

"Medeni birde kız yazın kaçırılır oğlum Kış yada baharda değil. Amcan farkına varsaydı ayak izlerinizden hemen sizi yakalardı"

Medeni tastan birkaç kaşık aldı. Ekmekten de bir kaç lokma, sonra tası Şükrü’ye uzattı. Şükrü taşı aldı, bir koşu mağaraya girip çıktı.

Medeni bir süre sesiz oturdu. Naime yenge Ramazan bebeği Şahize’nin kucağından aldı.

Biz çocuklarda pür dikkat olup bitene bakıyorduk.

Naime yengenin kucağını bulan bebek, ağladı. Anne memesini çıkarıp bebeğin ağzına verdi. Hiç acelesi yokmuş gibi, birinci memeden sonra ikinci memeyle de bebeği emzirdi.

"Yorgan" dedi Medeni cılız bir sesle.

"Bak oğlum Medeni, sende bir zamanlar bu kucağımdaki bebek gibiydin. Şu anda ona nasıl sahip çıkıp emzirdiysem, aynısını senin içinde yaptım. Aynı şekilde seni sevdim."

Bir süre sustu, sevgiyle Medeniye baktı.

"Şu anda büyük bir adamsın. Kız kaçırıp evlendin fakat sana olan sevgim bu bebeğe beslediğim ve bebekken seni sevdiğim gibi seviyorum"

Ardından ağlamaya başladı. Gözyaşları içinde

"Yokluk insanı çaresiz bırakıyor."

Medeni bir süre annesine baktı. Sonra yerinden kalktı annesine sarıldı. Bebeği annesinden aldı, bebekliğini öper gibi bebeği öptü. Sonra bebeği annesine verdi

"Ağlama anne, bende seni seviyorum dedi. Elleri ile annesinin gözyaşlarını sildi." Sonra oda ağlamaya başladı ardından yürüdü. biz çocuklarda peşine duştuk. Dere yatağına varınca, Naime yengenin bir feryat gibi sesini duyduk

"Medeniiiiii " diye bağırdı

Medeni dönüp arkasına baktı, uzaktan el salladı, ardından adımlarını hızlandırarak, tarihi yola çıktı. Biz de onu takip ettik. Kadim, kocaman gövdeli meşe ağaçlarıyla kaplı mezarlığın içine vardığımızda, durdu. Bir mezar taşının üstünde oturdu. Gözyaşlarını sildi,

Meşe ağaçlarının başındaki kuş sesleri öyle çeşitlenmiş, öyle gürültülü hale gelmişti ki biz çocuklar, birbirimizin sesini duyamaz olmuştuk. 

Üveyikler "guuk guuk" diye sabırla çağırıyor, 

Kumrular yumuşak sesleriyle dallar arasında dolanıyor, 

Serçeler çığlık çığlığa, neşeyle uçuşuyor, 

Kargalar çatallı sesleriyle sanki bir kavga içindeydi. 

Arada bir ağaçkakanın "tak tak tak" vuruşları yankılanıyordu ormanın içinde. 

Her dalda bir başka melodi, her yaprakta başka bir yankı vardı. 

Bizse başımızı gökyüzüne kaldırmış, 

O kuş senfonisinin ortasında büyülenmiş gibi dinliyorduk… 

Doğanın kendi korosu, baharın şarkısını söylüyordu.

Medeni bizi yanına çağırdı

"Gelin, yanaşın çocuklar"

Medenin başında toplandık. Ben ile Yaşar mezarın içine girdik. Cemal Muhyettin, Hamza Medenin sağ ve soluna gitti. Hepimiz merak içinde, ağzından çıkacak kelimeleri merakla bekledik.

"Beni dinleyin çocuklar, bakmayın ağladığıma, gözümden akan gözyaşları yokluğun, fakirliğin gözyaşlarıdır. Annem beni kaçırdığın kız için suçladı. Fakat kulaklarınıza duydunuz. Zamanında babamda onu sevmiş oda babamı ve kaçmışlar. Demek ki sorun kaçmakta değil."

  Biraz durdu, teker teker hepimizin gözlerinin içine baktı.

  "İyi hepiniz beni merakla dinliyorsunuz. Eğer seviyorsanız mutlu olursunuz. Çünkü mutsuz aşk yoktur. Önce sevdiğinize kavuşun sonra yorganı şöyle ya da böyle bulursunuz. Eğer yorganı bulmasanız da, mutlaka birileri size veren birisi olur çünkü insanlar âşıkları sever niye insanlar aşıkları sever biliyor musunuz? "

Hepimiz bilmiyoruz dercesine başımızı sakladık.

"Büyüyünce öğreneceksiniz. İnsanlar aşk ve âşıkları sever, çünkü dünyada aşktan daha güzel bir şey yoktur. Neymiş? "

Hep bir ağızdan, bağırarak "Aşk öğretmenimize cevap verdik

"Dünyada aşktan daha güzel bir şey yoktur"

Medeni ayağa kalktı " Aferin size çocuklar"

Ardından kuş sesleri arasında yürüyerek ormanın içinde kayboldu.

 

Bu yazı toplam 663 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 1997 - 2025 Midyat Habur | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA