• Mardin15 °C
  • Diyarbakır14 °C
  • Batman12 °C
  • Şırnak9 °C
  • İstanbul13 °C

Mecit Akgül / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Cıncır

25 Mart 2026 Çarşamba 02:09
 
 
 
 
Sabahın erken saatleriydi. Veteriner, önce Cıncır’ın küçük bedenini narkozla uyuşturdu. Ardından, onu sonsuz bir uykuya uğurlayacak ilacı verdi. Her şey çok sessiz, çok sakindi. Sanki dünya o an durdu. Yanımda götürdüğüm beze sardılar onu, sonra da bir poşete koydular. Ben ise, elimde kafesiyle, boş bir tabut taşıyormuş gibi eve döndüm.
Eve girince anladım… Bir can eksilmişti artık.
Oysa daha yedi ay önceydi. Bahçemizde, bir köşede annesi üç yavru dünyaya getirmişti. Küçücük, gözleri yeni açılan üç hayat… Eşim Leyla hemen isimlerini koymuştu: Benekli, Memo ve Cıncır.
Daha yürümeyi yeni öğrenmişlerdi ki, penceremizin önündeki küçük kedi evine taşındılar. Biz de annelerine destek olmak için onlara süt verdik. Günler geçtikçe güçlendiler, bahçede koştular, birbirleriyle oynadılar.
Bir gün içlerinden biri, kaplan desenli olan, açık pencereden içeri atladı. Çekingen ama meraklıydı. Evi dolaştı, koltuklara çıktı. Sonra bir anda, annesinin kucağına atlar gibi Leyla’nın kucağına zıpladı. Ve uyudu.
Leyla o an hiç kıpırdamadı. Sanki kucağında bir bebek vardı. Onu uyandırmaya kıyamadı. Saçını okşar gibi tüylerini okşadı, üzerindeki küçük ot parçalarını temizledi.
İşte o gündü… Cıncır bizim oldu.
Sonraki günlerde kardeşleriyle birlikte eve alıştılar. Geceleri yanımızda uyudular, gündüzleri bahçede oynadılar. Evin yaşlı kedisi Albino bile onları kabullendi. Ama içlerinde en düşkünü Cıncır’dı. Ne zaman içeri girmek istese camı tırmalar, içeri girer girmez Leyla’nın kucağına koşardı. Orası onun eviydi artık.
Onun sevgisi bambaşkaydı. İçten, hesapsız, tertemizdi. Biz de onu aynı şekilde sevdik. Çünkü insan, kendisine böylesine saf bir sevgi sunan bir canlıya kayıtsız kalamazdı.
Zaman geçti. Bir gün Cıncır hapşırmaya başladı.
Önce önemsemedik. Mahallede hayvanlara bakan birine götürdük, ilaç verdiler. Ama geçmedi. Sonra veterinere götürdük. Veteriner, onu uyutmayı önerdi.
Kabul etmedik.
“Bizimle bu kadar güzel yaşamış bir canı hemen terk edemeyiz,” dedi Leyla. “Ne kadar yaşayabiliyorsa, o kadar yaşayacak.”
Bir ay boyunca ona bir hasta gibi baktık. Gün geçtikçe zayıfladı. Son günlerde arka ayakları tutmaz oldu. Yürürken düşüyordu. Leyla onu kucağına alıp bahçeye götürüyor, geri getiriyordu.
Ama en acısı şuydu… O haliyle bile tuvaletini yaptıktan sonra üstünü örtmeye çalışıyordu. Sanki onurunu korur gibi. Kediler, her şeyden vazgeçerdi belki… ama temizliğinden asla.
Son gece sabaha kadar miyavladı. O sesi unutmak mümkün değil. İçinde bir acı vardı, tarif edilemeyen.
Sabah yeğenim onu veterinere götürdü.
Ve bir daha geri dönmedi.
Şimdi ev sessiz. Yorganın üstünde bir boşluk var. Leyla’nın kucağı artık beklenmiyor. Camı tırmalayan yok.
Evimizden bir can eksildi.
Bir sessizlik yerleşti içimize.
Ve biz…
Cıncır’ın yasını tutuyoruz.
Bu yazı toplam 161 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 1997 - 2026 Midyat Habur | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA