• Mardin10 °C
  • Diyarbakır4 °C
  • Batman5 °C
  • Şırnak4 °C
  • İstanbul10 °C

Mahabat İskenderoğlu / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

LAKLAKAN

21 Ocak 2026 Çarşamba 00:27
 
 
 
Laklakan…
Bu bir kelime değil; bir iyileşme hâlidir. Leyleklerin yaralı kanatlarla düştüğü yerde kurtulan bir hastane gibi; kadının yıkıntıların ortasında kurduğu sessiz bir şifa mekânıdır.
Laklakan bir yer değildir.
Adaletin uğramadığı coğrafyalarda, kadınların sessizlikten inşa ettiği bir direniştir. Yok sayılmaya karşı yükselen, duyulmayan ama vazgeçmeyen bir çığlıktır.
Kardelen bu kadınlardan sadece biriydi.
Tıpkı ilk leylek hastanesi gibi, yaralı olanın nereye gideceğini bilmediği yerde dururdu. Uçmayı unutmuş kanatları toplar, kimsenin sahiplenmediği yaraları kendi içinde iyileştirmeye çalışırdı.
Çünkü kadın olmak çoğu zaman hukukun kapısında beklemekti.
Adaletin herkese eşit dağıtıldığına dair yazılı kurallar vardı. Ama Kardelen, adaletin hayatta eşit dağılmadığını yaşayarak öğrendi. Hukuk metinlerinde güçlü cümleler vardı; fakat Kardelen’in hayatında o cümlelerin karşılığı çoğu zaman sessizlikti.
Kadının emeği ölçülemezdi.
Ölçülemeyen her şey gibi kolayca yok sayılırdı. Laklakan tam da bu noktada kendini gösterirdi. Kadın, kendi kanamasını fark etmeden düzeni ayakta tutarken; Kardelen ve Kardelen gibiler her gün biraz daha eksilirdi.
Hukuk delil isterdi, kadının acısı ise çoğu zaman delilsizdi.
Çünkü kadınlar yaşadıklarını kayda geçirmez; başkasını yaşatırken biraz daha tükenirdi. Kadınlar için haklı olmak yetmezdi. Haklılığın güçlü bir dile ihtiyacı vardı ve o güç çoğu zaman kadınların eline verilmezdi.
Laklakan susardı ama bu suskunluk rıza değildi.
Bu suskunluk, kanamayı durduran geçici bir tampondur. Adalet bu yüzden bazen yüzleşir, bazen kaçar.
Kardelen o tamponu çekti.
Bağırmadı ama geri adım da atmadı. Kadın olmanın, adaletle sürekli pazarlık yapmak olduğunu biliyordu. Beklemenin çoğu zaman adaletsizliğin kibar biçimini kabullenmek olduğunu da…
Kardelen bunu kabullenmedi.
Çünkü kadınlar hukuku yumuşatmaz; hukuku insanlaştırır. Kadınlar adaleti bozmaz; adaletin kırık yerlerini görünür kılar. Kadınlar da tıpkı leylekler gibi, yaralı kanatları iyileştiğinde gökyüzünü yeniden maviye boyar.
Adalet çoğu zaman erkek bir dil konuşur.
Ama iyileşme kadınca bir dille başlar. Laklakan artık sadece şifa veren bir kadın değildir; adaletin yükünü taşıyan değil, onu ayağa kaldıran görünmez bir eldir.
Dayanmak bir erdem değildir.
Başka çaren olmadığında verilen sessiz bir tepkidir. Herkese şifa olan kadın, kendine ne zaman şifa olacak? Kimse kadının fedakârlığını sevmez; sadece fedakâr yanını sever.
Kadınlar belki dünyayı saramaz;
ama sessizliğini kırdığında kaderini çatlatır. Çünkü gerçek direniş önce içinde başlar. Ses çıkardığın an değil, kendinden vazgeçmediğin andır asıl direniş.
Dik durmak sertleşmek değildir.
Dik durmak, eğilmeyi reddetmektir. Her şeye ve ataerkil topluma rağmen “Ben de varım” demeyi bilmektir.
Kadın olmak zor değildir.
Zor olan, bu zorluğun normal sayılmasıdır. Konuşmanın işe yaramadığı bir toplumda ayakta kalmayı öğrenmektir. Laklakan, sesini yutmak değil; sessizliğiyle bile çığlık atmayı bilmektir.
Kadın olmak bir sınavsa,
ben bu sınavı susarak değil, kendimi savunarak geçeceğim demektir.
Mahabat İskenderoğlu
Hukukçu Yazar

 

Bu yazı toplam 3291 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 1997 - 2026 Midyat Habur | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA