• Mardin35 °C
  • Diyarbakır35 °C
  • Batman36 °C
  • Şırnak36 °C
  • İstanbul26 °C

Yusuf BEĞTAŞ / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İnsani Aşkınlık

29 Ağustos 2025 Cuma 13:38
İnsani Aşkınlık
İnsani aşkınlık, insanın kendi benliğinin dar sınırlarını aşarak, içindeki ilahi özü
keşfetmesi; bu özü erdemli ahlakla ve sevgiyle hayata katabilmesidir. Bu,
yukarıya tırmanmak değil; derinlere inerek hakikatin kaynağına ulaşmaktır.
Bencilliğin perdelerini kaldırıp “ben”den “biz”e, oradan da “tüm varlıkla
birlik” bilincine varmanın yoludur.
Aşkın insanın sevgisi engin, anlayışı kucaklayıcıdır. Bilgeliği yalnızca bilmek
için değil; yaraları sarmak, sosyal adaleti güçlendirmek, umudu yeşertmek için
kullanır. Sevgisini dar kalıplara hapsetmez; bilir ki hakiki sevgi, paylaşım ve
dayanışmayla çoğalır. Onun bilgisi, üstünlük taslamak için değil; dönüştürmek
ve hayatı daha yaşanır kılmak içindir. Bilginin ışığını insanlığın yararına yakar;
karanlıklara yöneltir. Çünkü hakikati bulan, sevginin gücünü ve merhametin
dönüştürücü nefesini tanır.
Bu bilinçle yaşayan kişi, yalnızca kendi iç âlemini değil; çevresini, hatta tüm
varlığı kucaklar. İnsani aşkınlık böylece bireysel bir serüven olmaktan çıkar;
evrensel bir yolculuğa dönüşür. Zira hakikat, insanın kendini aşarak ve
başkalarıyla bağ kurarak keşfedilir.
Dolayısıyla aşkınlık, göklere uzanan bir tırmanış değil; ruhun derinliklerine
yapılan bir iniştir. Kadim Süryani bilgeliği, hakikatin ancak içten içe kazılarak
bulunabileceğini söyler. Çünkü Tanrı sureti, sadece uzak semalarda aranacak bir
ışık değil; ruhun sessiz odalarında saklı bir cevherdir.
Kendi benliğinin dar sınırlarında kalan insanın ufku, ancak kendi gölgesi kadar
olur. Oysa içteki ilahi öz, bencilliğin perdeleri kaldırıldığında görünür. Aziz Mor
Efrem’in (306–373) dediği gibi: “Kalbin içindeki sureti parlat; dışarıda
başka bir ışık aramana gerek kalmaz.”
 
Aşkınlık, yalnızca bireysel bir olgunlaşma değil; aynı zamanda toplumsal bir
uyanıştır. Çünkü kendini aşan insan, başkasını kendi varlığının ayrılmaz parçası
olarak görür. Artık ‘öteki’ yoktur; Tanrı’nın nefesinden üflenmiş bir kardeş
vardır.
Toplumlar da tıpkı bireyler gibi ruh taşır; ancak kendi içine kapanan, sadece dar
çıkarları peşinde koşan bir toplum, zamanla kendi özünü, yani ruhunu kaybeder.
İnsani aşkınlık, toplumların sınırlarını aşarak, dar milliyetçilik, ayrımcılık ve
bencillik gibi dar kalıpları kıran bir güçtür.
 
Suruçlu Mor Yakup’un (451-521) sözleriyle ifade edecek olursak: “Sevginin
sınırını çizen, kendi ruhuna zincir vurur.”
İşte bu nedenle gerçek özgürlük ve birlik, sınırları aşan sevgide ve
kapsayıcılıktadır. Toplum, ancak bu yolla ruhunun derinliklerinde yankılanan bir
uyum ve barışa ulaşabilir.
İnsani aşkınlık, bir varış noktası değil; hayatın karmaşık ve çoğu zaman kaotik
dokusu içinde her gün yeniden inşa edilen, derin bir arınma hâlidir. Her gün,
yeniden doğan umutla başlar; her sınavda, her acıda, her karşılaşmada tekrar
sınanır, olgunlaşır. Bu yolculukta yücelik, yüksekten bakmakta değil; yüreğini
alçaltıp sevgiyle eğilerek başkasının yükünü hafifletmekte gizlidir. İnsan ruhu,
tahakkümün soğuk gölgesinden uzak durup tamamlayıcı ve kolaylaştırıcı bir güç
olmayı seçtiğinde yücelir. Çünkü gerçek insanlık, güç kullanmakta değil;
sevgiyle var olabilmekte, birliği ve anlayışı çoğaltabilmektedir.
 
Yusuf Beğtaş
Www.karyohliso.com
Bu yazı toplam 91 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 1997 - 2025 Midyat Habur | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA