- Mardin23 °C
- Diyarbakır19 °C
- Batman17 °C
- Şırnak18 °C
- İstanbul17 °C
Geriİleri
Şanlıurfa'da fıstık bahçesinde hastalık ve zararlı incelemesi
Mereto Dağı'nda nadir görülen Anadolu Benekli Semenderi görüntülendi
Vali Canalp: Uyuşturucuyu dağıtmaya devam edeceklerse gidecekleri yer hapishane olacaktır
Batman'da ilk mercimek hasadı başladı: Çiftçiler verimden umutlu, maliyetlerden şikâyetçi
Beytüşşebap Kaymakamlığından sosyal medyadaki iddialara yalanlama
Batman'da 377 iş yerinde vergisel yükümlülük kontrolü yapıldı
Batman'da 662 girişimciye tavuk desteği
Ceylanpınar'da koruma çalışmaları sonuç verdi: Ceylanlar çoğalıyor
Kayapınar'da 35 yıllık belediye binası yenileniyor
Hafız adayları: Hafızlık sanıldığı kadar zor değil
Şırnak’ta bin 800 polisle “Huzur Şırnak” uygulaması yapıldı
Umut Kervanı Cizre'de binlerce aileye kurban eti ulaştırdı
HÜDA PAR Artuklu İlçe Teşkilatı 5’inci Olağan Kongresi’ni gerçekleştirdi
Şırnak'ta ÇEDES yıl sonu cami şenliği il finali yapıldı
Akbulut: Gazze direnişinin görünmeyen kahramanları annelerdir
- 15:15 - Mardin’de Geleneksel 3. Kan Bağışı Kampanyası Başladı
- 15:14 - 41 Öğrenci Sınavla Öğrenci Alan Ortaokullara Yerleşti
- 10:12 - MİDYAT’TA LGS ÖNCESİ KRİTİK KOORDİNASYON TOPLANTISI
- 08:10 - Midyat Çamyurt’ta Muhtarlık Seçimi Tamamlandı
- 19:36 - Mardin Büyükşehir Belediyesi Üst Yönetiminden Midyat’a Önemli Ziyaret
- 19:34 - PDR Uzmanı Özer: YKS'ye sayılı günler kaldı, öğrenciye pozitif bir aile ortamı oluşturulmalıdır
- 19:32 - Batman'da hazır ambalajlı ürünlerde net miktar denetimi gerçekleştirildi
- 19:30 - Eruh'ta dev mantarla karşılaşan vatandaşın şaşkınlığı gündem oldu
- 19:29 - Mardin'de yaklaşık 80 dönüm buğday ekili alan kül oldu
- 19:27 - Şanlıurfa'da fıstık bahçesinde hastalık ve zararlı incelemesi
- 19:12 - BAŞKAN ŞAHİN’DEN ŞOFÖRLER ODASI BAŞKANI İSLAM İŞ’E HAYIRLI OLSUN ZİYARETİ
- 12:49 - Mereto Dağı'nda nadir görülen Anadolu Benekli Semenderi görüntülendi
- 12:48 - Vali Canalp: Uyuşturucuyu dağıtmaya devam edeceklerse gidecekleri yer hapishane olacaktır
- 12:43 - BAŞKAN ŞAHİN’DEN HAYIRLI OLSUN ZİYARETLERİ
- 12:39 - VEFAT - SABRİ ASLAN (e mala cımo)
10 Haziran 2026 Çarşamba
Mahabat İskenderoğlu / Yazar


AVZER
08 Haziran 2026 Pazartesi 09:10
@MAİL.COM
Kürtçede “Avzer”, altın suyu demektir. Fakat altın yalnızca bir maden değildir.
Toprağın karanlığında yıllarca bekleyen, ateşte yanarak arınan, darbelerle şekillenen ve bütün zorluklara rağmen özünü kaybetmeyen bir varlıktır. Belki de bu yüzden ona altın denmiştir.
Ve belki de bu yüzden onun adı Avzer’di. O da hayatın ateşinden geçmişti.
İnsanların arasında dolaşırken herkes onu bir avukat olarak görürdü. Elinde dosyalar, omzunda cübbesi, mahkeme koridorlarında yürüyen sıradan bir hukukçu...Oysa kimsenin görmediği başka bir mahkeme vardı. Avzer’in içinde kurulan mahkemede hâkim de oydu, sanık da...Tanık da oydu, sorgulanan da...Ve en ağır kararlar o mahkemede veriliyordu.
Çocukluğundan beri haksızlığa tahammül edemezdi. Birinin hakkının yenildiğini gördüğünde içinde görünmez bir yara açılırdı. İnsanların sustuğu yerde o düşünür, insanların geçtiği yerde o dururdu.
Çünkü bazı insanlar dünyaya yaşamak için gelir, bazıları anlamak için, bazıları kazanmak için. Avzer ise anlamlandırmak için gelmiş gibiydi. Fakat anlam arayışı, huzurdan çok yalnızlık getirirdi. Çünkü sorgulayan insanlar, kalabalıkların içinde bile yalnız yürürdü.
Bir gün adliyenin merdivenlerinde otururken yaşlı bir adam gördü.
Adamın yüzünde yılların yorgunluğu vardı. Kaybettiği davaları değil, kaybettiği inancı taşıyordu omuzlarında. Yanına gelip sessizce sordu:
“Avukat bey, adalet gerçekten var mı?”
Soru kısa, yükü ağırdı.
Avzer cevap vermedi.
Bazen insanın bildiği şeyler, söyleyebileceklerinden daha azdır. Başını gökyüzüne kaldırdı.
Bulutlar ağır ağır ilerliyordu. Sonra usulca konuştu:
“Belki adalet bir sonuç değildir.”
Yaşlı adam anlamadı.
Avzer devam etti: “Belki adalet, ona ulaşamasak bile vazgeçmeden yürümektir.”
Adam sustu
Bazı cümleler cevap vermez, insanın içine yerleşir. O gün Avzer, kendisi hakkında da bir şey öğrendi. Aslında bütün hayatı boyunca davaları değil, insanları savunmuştu. Kanun maddelerini değil, kırılmış umutları taşımıştı omzunda.
Bir çocuğun korkusunu...
Bir annenin gözyaşını...
Bir babanın sessizliğini...
Bir mazlumun son umudunu...
İşte bütün bunlar dosyaların arasına sığmıyordu.
Geceleri bürosunda yalnız kaldığında, önündeki evraklardan çok kendi vicdanına bakardı.
Hukuk insana neyin yasal olduğunu söylerdi. Vicdan ise neyin doğru olduğunu. ikisi her zaman aynı yerde buluşmazdı. İşte Avzer’in yorgunluğu da buradan geliyordu.
Kazandığı davalar değil...Cevabını bulamadığı sorular yoruyordu onu.
Bir insan ne kadar doğru olabilir?
Bir insan ne kadar adil olabilir?
İnsan, kendi vicdanında beraat edemiyorsa gerçekten kazanmış sayılır mı?
Tam da hayatın sıradanlaştığını düşündüğü günlerden birinde, kalabalığın içinde iki çift göz ilişti gözüne.
Ne bir söz vardı ortada...Ne bir vaat...Ne de açıklanabilir bir sebep...
Ama bazı karşılaşmalar mantıkla açıklanamazdı. Bazı insanlar hayatımıza kapıdan girmezdi. Bir bakıştan sızarlardı içeri. O iki gözde, uzun zamandır unuttuğu bir şey gördü Avzer.
Yaşamayı...Beklemeyi...Ve yeniden heyecan duymayı...İçinde sessizce sönmeye yüz tutmuş bir kıvılcım vardı.
Kimsenin fark etmediği. Belki kendisinin bile farkında olmadığı .O gözler gelip o kıvılcıma dokundu.
Ve yıllardır küllerin altında kalan ateş yeniden nefes aldı. Fakat aşk dediğimiz şey yalnızca mutluluk değildi. Biraz umuttu, biraz korku. Biraz yakınlaşmaksa biraz kaybetme endişesi .çünkü insan, en çok değer verdiği şeyleri yitirmekten korkardı.
Avzer de korkuyordu.
Belki geç kalmaktan...Belki yanlış anlamaktan...Belki de yıllarca koruduğu yalnızlığın ardından yeniden yaralanmaktan...Ama bütün korkularına rağmen içinde filizlenen o hissi inkâr edemiyordu. bazı insanlar hayatımıza cevap olmak için değil, soru olmak için girerler. Ve bazı soruların cevabı yıllarca aranır.
O günden sonra adalet üzerine düşündüğü kadar aşk üzerine de düşünmeye başladı.
İnsan bir başkasında neden kendini bulurdu?
Neden bazı bakışlar yüzlerce cümleden daha fazla şey anlatırdı?
Neden bazı insanlar tanıdık gelirdi; sanki yıllardır bekleniyormuş gibi?
Bu soruların cevabını da bulamadı.
Ama her zaman yaptığı şeyi yaptı . Sormaya devam etti. İşte bu soruların arasında yaşarken hayat ona başka bir gerçeği daha öğretti.
Her geceyi aydınlatan bir ay .Her karanlıkta yol gösteren bir ışık.
Her denizde yönünü kaybeden gemilere yol gösteren bir deniz feneri vardır.
Ama bazı insanlar ne ay gibidir ne de deniz feneri. Bazı insanlar bizzat denizin kendisidir.
Avzer de onlardan biriydi.
O, hırçın dalgalarda köpüren deniz suyuydu. Saf ve doğal kalmaya çalışan bir deniz...
Fırtınalara rağmen berraklığını korumaya çalışan bir deniz...
Kıyılara her vuruşunda biraz daha durulan, biraz daha derinleşen; fakat hiçbir zaman özünü kaybetmeyen bir deniz...Denizin büyüklüğü sakin günlerde anlaşılmaz. Asıl büyüklük, fırtınaların ortasında deniz kalabilmektir.
Hayat onu defalarca kayalara vurmuştu. İhanetler görmüştü. Haksızlıklar yaşamıştı. Bazen savunduğu insanların bile değiştiğine tanık olmuştu. Bazen doğruların kaybettiğini, yanlışların kazandığını görmüştü. Fakat bütün bunlara rağmen içindeki insanı kaybetmemişti. Çünkü bazı insanlar başarılarıyla büyür, bazıları servetleriyle, bazıları makamlarıyla. Avzer ise vicdanıyla büyümüştü.
Ve belki biraz da o iki gözün içinde gördüğü umutla... Yıllar geçtikçe saçlarına aklar düştü. Ama umutlarına düşmedi. O, umudu bir sonuç olarak görmüyordu. Bir tercih olarak görüyordu.
Dünyanın bütün karanlığına rağmen ışığa inanmayı seçmekti umut. Ve Avzer her sabah bunu yeniden seçiyordu. Belki de bu yüzden adı ona bu kadar yakışıyordu. Altın, toprağın içinde bulunur. Karanlığın bağrında doğar. Ateşle sınanır. Dövülür. yıpranır. Ama özü değişmez.
Avzer de öyleydi.
Hayat onu sınamıştı. Insanlar onu üzmüştü. Adaletsizlikler onu yaralamıştı. Aşk onu düşündürmüştü fakat özü bozulmamıştı.
Bazı insanlar zengin oldukları için değerli değildir. değerli oldukları için zengindirler. Avzer’in serveti ne paraydı ne makam. Onun serveti vicdanıydı. Ve insanın taşıyabileceği en ağır yük de, en büyük zenginlik de vicdanından başka bir şey değildi.
Bir gün bu dünyadan göçüp gittiğinde arkasında ne büyük binalar kalacaktı ne de gösterişli unvanlar...Fakat onu tanıyan herkes aynı şeyi hatırlayacaktı:
Haksızlığa alışmadı. Vicdanını susturmadı. Sevmekten korksa da sevgiden vazgeçmedi. Umudunu kaybetmedi. Ve fırtınaların ortasında bile özünü korudu. Çünkü adı Avzer’di. Altındı. Ama değeri isminden daha ağırdı…Avzer olabilmek, Avzer kala bilmek, saf ve doğal olabilmek….galiba en önemli şey bunu başara bilmek…
Mahabat İskenderoğlu
Hukukçu Yazar
Bu yazı toplam 283 defa okunmuştur.
Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
Yukarı
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 1997 - 2026 Midyat Habur | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA
Tel : / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA


















