• Mardin38 °C
  • Diyarbakır37 °C
  • Batman36 °C
  • Şırnak35 °C
  • İstanbul31 °C

Yusuf BEĞTAŞ / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Saf Bilinç ve Sinsi Bilinç

13 Ağustos 2026 Perşembe 12:32
 
 
 
 
Saf bilinç, kirlenmemiş ve berrak kalmış bilinçtir. İnsan onurunu gözeten,
başkasını da hissedebilen, empati ve diğerkâmlık taşıyan yüce bir bilinçtir. O,
hayat karşısında yalnızca tepkisel değil, etkiseldir; yani yaşananlara körü
körüne tepki vermek yerine, iyiliği ve güzelliği hayata taşır. Hayatı onarır,
kalkındırır, besler ve var eder.
Bunun karşısında sinsi bilinç vardır. Sinsi bilinç, insan onurunu hiçe sayan,
nefis ve ego tarafından kuşatılmış, bencil ve hesapçı bir bilinçtir. O, hakikati
aramak yerine çıkarını gözetir; anlamak yerine yargılar; inşa etmek yerine tahrip
eder. Bu nedenle tepkisel bir bilinçtir: hayatı onarmak yerine yaralar,
kalkındırmak yerine geriletir, var etmek yerine yıkar ve yok eder.
Saf bilinç, ilahi olandan beslenir; sinsi bilinç ise şeytani olandan. Biri insanı
kendi hakiki özüne ve başkasının varlığına yaklaştırırken, diğeri insanı kendi
nefsinin karanlığına ve başkasının varlığını değersizleştirmeye sürükler.
Bu yüzden saflık, saflık anlamında bir zayıflık değil; berraklığın, vicdanın
ve ruhsal gücün adıdır. Saf yürek ve saf bilinç, kurnazlığın ve sinsiliğin
karşısında kolay yenilen bir güç değil; tam tersine, kötülüğün nüfuz edemediği
en büyük içsel dirençtir.
Bu nedenle “Hayır, ben saf değilim.” sözü, insanın kendisini kandırmamasının
ve hayatın gerçeklerini görmesinin bir ifadesidir. Çünkü saf olmak, safça olmak
değildir. Burada saflık; aklın yoksunluğu, tecrübesizlik veya her söylenene
inanmak değil, insanın iç dünyasını hileden, sinsilikten, kötücül hesaplardan ve
çıkarcı niyetlerden arındırmasıdır. Asıl saflık, bilincin berraklığıdır.
Denilir ki: “Kurnazlık, dar kafalı insanların zekâ taklididir.” Çünkü gerçek
zekâ, başkasını aldatmakta değil; hakikati görmekte, doğruyu seçmekte ve insanı
incitmeden yol alabilmektedir. Kurnazlık çoğu zaman zekânın değil, ahlaki
eksikliğin maskesidir. Sinsi insan, başkasının zaaflarını hesaplayarak kendisine
bir üstünlük alanı kurduğunu sanır. Oysa kurduğu şey üstünlük değil, güvenin
yıkıntıları üzerinde yükselen geçici bir hâkimiyettir.
Saf bilinç ise insanın içindeki temiz kaynaktır. Orada niyet ile söz birbirinden
kopmaz; görünen ile gizlenen arasında uçurum oluşmaz. Saf bilinç, insanı
küçültmez; aksine onu yüceltir. Çünkü insanın gerçek yüceliği, ne kadar insanı
 
alt edebildiğinde değil, eline fırsat geçtiğinde ne kadar temiz kalabildiğinde
ortaya çıkar.
Saflık, hayata karşı kör olmak değildir. Tam tersine, hakikati görebilecek
kadar uyanık; fakat kötülüğe dönüşmeyecek kadar temiz olmaktır. Saf
insan da kötülüğü görür, ihaneti fark eder, sinsiliği sezer. Fakat gördüğü
kötülüğü kendi ruhuna taşımaz. Başkasının karanlığı, onun içindeki ışığı
söndürmez.
İşte bu yüzden saf bilinç, aynı zamanda ilahi bilincin bir yansımasıdır. Çünkü
ilahi olan, insanı hileye, kıskançlığa, entrikaya ve gizli kötülüğe değil; hakikate,
sevgiye, merhamete, adalete ve vicdana yöneltir. Saflık, insanın Tanrı’dan aldığı
içsel ışığı kirletmeden taşımasıdır. Bu anlamda saf bilinç, yalnızca psikolojik bir
temizlik değil, ruhsal bir asalet hâlidir.
Bunun karşısında ise şeytani bilinç vardır. Şeytani bilinç derken burada
metafizik bir varlıktan ziyade, insanın içindeki aldatıcı, bölücü, manipülatif ve
yıkıcı bilinç hâlini kastediyorum. Bu bilinç, hakikati araçsallaştırır; sevgiyi çıkar
için kullanır; güveni istismar eder; masumiyeti zayıflık olarak görür. Açıkça
saldırmak yerine çoğu zaman sinsice ilerler. Çünkü amacı yalnızca bir insanı
yenmek değil, onun içindeki güveni, huzuru ve iyiliği de tahrip etmektir.
Şeytani bilincin en büyük tahribatı, insanı kötülüğe alıştırmasıdır. Önce küçük
bir hileyi meşrulaştırır, sonra daha büyük bir yalanı normalleştirir. Ardından
insan, kendi vicdanını susturabilmek için yaptığı kötülüğe gerekçeler üretmeye
başlar. Böylece kötülük yalnızca dışarıda değil, insanın içinde de örgütlenir.
Daha tehlikelisi, şeytani bilincin saf insanları “saf” diye küçümsemesidir.
Çünkü kötülük, temizliği çoğu zaman aptallık; dürüstlüğü zayıflık; merhameti
acizlik; güveni ise kullanılabilirlik olarak görür. Oysa gerçek güç, başkasının
zaafından yararlanmak değil, kendi nefsinin karanlık tarafına hükmedebilmektir.
Saflığın hayata sunduğu yücelik tam da burada başlar: İnsan, kötülüğü tanıdığı
hâlde kötülüğe dönüşmez. Kurnazlığı bildiği hâlde hilekâr olmaz. Sinsiliği
gördüğü hâlde sinsi davranmaz. Kendisine yapılan kötülüğü, başkasına aktararak
çoğaltmaz. Çünkü insanın dünyaya bırakabileceği en büyük miras, zekâsının ne
kadar keskin olduğu değil, ruhunun ne kadar temiz kaldığıdır.
Saf bilinç, dünyayı pembe görmek değildir. Dünyanın karanlığını görüp yine de
ışığı seçmektir. İnsanların sinsiliğini bilip yine de insanlıktan vazgeçmemektir.
Kötülüğün yöntemlerini tanıyıp onları kendi karakterine yerleştirmemektir.
 
Belki de gerçek bilgelik budur: Saf kalmak, hiçbir şey bilmemek değil; çok
şey gördükten sonra bile kirlenmemeyi seçmektir.
Ve insanın ilahi olana en çok yaklaştığı anlardan biri de budur: aklı uyanık,
vicdanı diri, niyeti temiz ve bilinci saf olduğunda.
Belki de bu yüzden, “Allah saftır, saf olanları sever” - ܐܠܗܐ ܫܦܝܐ ܪܚܡ
ܠܫܦ̈ܝܐ (Aloho şafyo, rohem laşfaye) - sözü, Süryani kültürünün gözde
şiarlarından biri olmuştur.
Çünkü saf yürek ve saf bilinç, insanın sahip olabileceği en büyük ve
yenilmez güçtür. Saflık, zayıflık değil; kötülüğün hesabını, kurnazlığın
oyununu ve sinsiliğin tuzağını aşan bir içsel berraklıktır. Saf olan insan kolay
kandırılan değil, hakikate sadık kalan insandır. Onun gücü hileden değil, temiz
niyetten; üstünlüğü kurnazlıktan değil, vicdandan doğar.
 
Yusuf Beğtaş
www.karyohliso.com
 

 

Bu yazı toplam 21 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 1997 - 2026 Midyat Habur | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA