- Mardin22 °C
- Diyarbakır17 °C
- Batman18 °C
- Şırnak15 °C
- İstanbul17 °C
- 23:26 - DARGEÇİT’TE SPORCU ÖĞRENCİLERE ÜNİVERSİTEDEN ANLAMLI ZİYARET
- 23:11 - Mardin’de Çocuklara Trafik Bilinci Eğitimi
- 22:46 - MİDYAT’TA KAÇAKÇILIK OPERASYONU:
- 18:06 - ŞUBE MÜDÜRÜ FARUK TERCAN’DAN TOPTEPE OKULLARINA ZİYARET
- 15:06 - MİDYAT’TA ÖĞRETMENLERE MADDE BAĞIMLILIĞIYLE MÜCADELE EĞİTİMİ
- 23:09 - VEFAT • Hayrettin Ağırman
- 19:08 - VEFAT • Sabahattin ERKAL
- 16:54 - BAŞKAN HATİP ÇELİK MAZBATASINI ALDI
- 23:15 - VEFAT • Sabri İnan
- 18:45 - VEFAT • Vesile BULUT
- 00:21 - MİDYAT BİLGE ÇOCUK AKADEMİ’YE HAYIRLI OLSUN ZİYARETİ
- 21:16 - VEFAT • Ahmet ASLO KARDAŞ
- 14:05 - 40 yıllık gezgin arıcı: Balda kalite güven meselesidir
- 13:58 - Eğitim-Bir-Sen Batman Şube Başkan Vekili Güler: Aksa Tufanı bir milat olmuştur
- 13:58 - Batman'da Gazze için yürüyüş hazırlığı: HÜDA PAR’dan katılım mesajı
Halil EL / Yazar


İNSANI ANLAYAN DEVLET AKLI
1939…
27 Aralık sabahı… Erzincan, yerle bir olur. Taş üstünde taş kalmaz. Soğuk, korku ve
belirsizlik şehrin üzerine çöker. Enkaz yalnızca binaları değil, insanların iç dünyasını da ezer.
Böyle zamanlar vardır; insanın en çok güvene, en az da korkuyla yönetilmeye ihtiyaç
duyduğu zamanlar…
Depremin yıktığı yerlerden biri de Erzincan Cezaevi’dir. Duvarlar çökmüş, kapı yok, pencere
yok, korkuluk yoktur. Cezaevi kalmamıştır. Avluda 241 mahkûm durur. Kimisi cinayetten,
kimisi ağır suçlardan hükümlü… Normal şartlarda toplumun “dışarıda tutmak” istediği
insanlar.
Tam da burada, tarih yalnızca bir idari karar değil, bir psikoloji dersi verir.
Cezaevinin önüne dönemin Erzincan Savcısı İzzet Akçal gelir. Silah yoktur. Zincir yoktur.
Tehdit yoktur. Ama çok güçlü bir şey vardır: İnsana güven.
Konuşur ve der ki:
“Bu büyük felakette bu necip millete, bu halka yardım etmeniz için sizi serbest bırakıyorum.
Tek bir şartım var: Her akşam gelip teslim olacaksınız. Sabah yine yardım faaliyetlerine
devam edeceksiniz.”
Bu cümle, bugün psikoterapide “koşulsuz saygı” ve “sorumluluk devri” olarak adlandırılan
ilkenin canlı karşılığıdır. İnsan, güvenildiğini hissettiği anda değişir. Kontrol altında tutulan
birey savunmaya geçer; güvenilen birey ise sorumluluk üstlenir.
Erzincan sokakları bunu ispat eder. Enkaz altından insan çıkaranların, yaralı taşıyanların,
çocukları ısıtanların bir kısmı mahkûmdur. Akşam olur. Hava kararır. Ve birer birer gelip
teslim olurlar.
Hiçbiri kaçmaz.
Çünkü güven, insanın içindeki ahlaki pusulayı harekete geçirir.
Psikoterapide bilinir: İnsan, kendisine “sen değerlisin” mesajı verildiğinde, yıkıcı davranıştan
onarıcı davranışa yönelir. O gün Erzincan’da devlet, mahkûmlara tam da bunu söylemiştir:
“Sana güveniyorum.”
Bu tablo, Ankara’dan Erzincan’a gelen trende daha da anlam kazanır.
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü incelemeler için Erzincan’a doğru yol almaktadır. Tren bir
noktada yavaşlar. Kalabalık vardır. Sorulur:
“Bu kalabalık ne?”
Cevap nettir:
“Mahkûmlar Paşam… Yardıma koşuyorlar ama trene alınmıyorlar.”
İçlerinden biri yaklaşır ve durumu anlatır. İnönü’nün cevabı kısa ve sarsıcıdır:
“Benim bulunduğum vagona alın.”
Bu, devletin yalnızca yönetmediğini; onardığını gösteren bir andır. Psikolojide buna
“iyileştirici ilişki” denir. Güçlü olan, zayıf olanı yanına aldığında iyileşme başlar.
Yardım günlerce sürer. Mahkûmlar her akşam gelir, teslim olur. Sabah yine enkaz
başındadırlar. Ne firar vardır ne ihanet. Çünkü insan, kendisine güvenildiğinde kimliğini
yeniden inşa eder.
Aradan bir yıl geçer.
1940…
Devlet hafızası devreye girer. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne, 241 mahkûmun isim isim
yazılı olduğu özel bir af kanunu sunulur. Gerekçe açıktır: Felaket gününde halka yardım
etmiş, sözlerinde durmuşlardır.
Teklif kabul edilir.
Ve hepsi affedilir.
Bu yalnızca tarihî bir anekdot değildir. Bu, bugün için derin bir psikolojik ve ahlaki derstir.
Toplumlar yalnızca cezayla ayakta kalmaz. Bireyler yalnızca korkuyla düzelmez. İnsanı
dönüştüren şey, güvenin yüklediği sorumluluktur.
Bugün sıkça “kimseye güven olmaz” diyoruz. Oysa Erzincan 1939 bize şunu söylüyor:
Güven, kontrolsüzlük değildir.
Güven, insanın içindeki iyiyi uyandırma cesaretidir.
Ve bazen bir milleti ayağa kaldıran şey, enkazdan çıkan beton değil; insana duyulan inançtır.
Halil EL
halilelbey@hotmail.com
hel24548@gmail.com
Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
Yukarı

BAŞKAN ŞAHİN, ORTACA’DA KARŞILANDI

KAYMAKAM SAZ ÇALDI, EŞİ TÜRKÜ SÖYLEDİ! İZLEYENLER HAYRAN KALDI!

Başkanı Altındağ’dan Yaşlı ve Hasta Vatandaşlara Gönül Desteği

Minik Kalplerden Miraç Kandili’nde Anlamlı Paylaşım
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
- 6
- 7
- 8
GİRİŞİM DESTEKLENİRSE, GELİŞİM BAŞLARHalil EL
DERMAN GELMEYECEK YERDE GÖNLÜNÜ TEZGÂHA AÇMAMahabat İskenderoğlu
Süryanicede Yeni Bir Şiir KitabıYusuf BEĞTAŞ
“PARA MI, İNSANLIK MI?”Mine KAPI
SOSYAL MEDYA AHLAKISadullah GÜNEŞ
ARAFTANeşe ÜNAL
SİZ KİMSİNİZ?Abdulaziz ALTEKİN
TAVUKLAR İŞLERİNİ İHMAL EDİNCEMecit Akgül
Tel : / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA











