• Mardin35 °C
  • Diyarbakır31 °C
  • Batman33 °C
  • Şırnak32 °C
  • İstanbul24 °C

Halil EL / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

BAŞARININ SIRRI

11 Eylül 2026 Cuma 18:09
 
 
 
 
 
Başarı…
Kimine göre para.
Kimine göre şans.
Kimine göre doğru insanları tanımak.
Kimine göre doğru zamanda doğru yerde bulunmak.
Ama insanlık tarihi başka bir şey söylüyor:
Başarı çoğu zaman şanstan önce ustalık, fırsattan önce hazırlık, hızdan önce isabet
meselesidir.
Hattat Mehmet Efendi’ye atıfla anlatılan eski bir hikâye vardır.
Mehmet Efendi çalışma odasında…
Önünde kâğıdı.
Elinde kamış kalemi.
Elif…
Vav…
Besmele…
Bir harfin kıvrımında güzelliği, bir çizginin ölçüsünde estetiği arıyor.
Derken hanımı avludan sesleniyor:
“Efendi, odunlar kırılacak.”
Mehmet Efendi oduncu bekliyor.
Sabah geçiyor.
Öğle geçiyor.
İkindi oluyor.
Ne gelen var ne giden.
Akşam üzeri sokağın başına çıkıyor.
 
Bir de bakıyor ki uzaktan yaşlı bir adam geliyor.
Sağa sola hafifçe sallanarak…
Bir elinde baltası.
Yürüyüşüne bakınca insanın aklına odun kırmak değil, dinlenmek geliyor.
Mehmet Efendi yine de çağırıyor:
“Baba, avluda odun var. Bir bakar mısın?”
İhtiyar avluya giriyor.
Odunlara bakıyor.
Dokunmuyor.
Kaldırmıyor.
Yalnızca bakıyor.
Mehmet Efendi soruyor:
“Kaç saatte bitirirsin?”
İhtiyar:
“Bir saatte.”
Mehmet Efendi şaşırıyor.
Çünkü o odunlar güçlü bir oduncunun yaklaşık iki saatlik işi.
Üstelik o günün şartlarında iki saatlik odun kırma işinin karşılığı bir altın.
“Peki, ne istersin?”
“İki altın.”
Mehmet Efendi’nin şaşkınlığı iki katına çıkıyor.
İki saatlik iş bir altın.
İhtiyar bir saatte bitirecek.
Ama iki altın istiyor.
Merak…
 
Bazen insana paradan daha ağır gelir.
Mehmet Efendi kabul ediyor.
İhtiyar baltasını kaldırıyor.
Birinci odun…
Tek darbe.
İkiye ayrılıyor.
İkinci odun…
Tek darbe.
Üçüncü…
Dördüncü…
Beşinci…
Hiç bir vuruş boşa gitmiyor.
Balta hiç bir oduna takılmıyor.
Ne gereksiz güç harcıyor ne ikinci kez vuruyor.
Mehmet Efendi bir süre sonra kalemini bırakıyor.
Artık hattat değil, seyirci.
Ve gerçekten…
Bir saat dolmadan avludaki odunların tamamı kırılıyor.
Mehmet Efendi dayanamıyor:
“Baba, bunun sırrı nedir? Seni ilk gördüğümde doğrusu bu işi yapabileceğini bile
düşünmedim. Ama herkesin iki saatte yaptığı işi bir saatte bitirdin. Üstelik her odunu tek
darbede kırdın.”
İhtiyar gülümsüyor.
“Mehmet Efendi… Elli yılda öğrendiğim sırrı sana hemen mi söyleyeyim?”
“Ne istersin?”
“İki altın daha.”
 
Mehmet Efendi merakına yeniliyor.
İki altın daha veriyor.
İhtiyar soruyor:
“Sen ne iş yaparsın?”
“Hattatım.”
“Elif yazarsın?”
“Yazarım.”
“Vav?”
“Yazarım.”
“Besmele?”
“Elbette.”
İhtiyar biraz susuyor.
Sonra asıl soruyu soruyor:
“Peki gece uyuduğunda rüyanda Elif yazıyor musun?”
“Hayır.”
“Vav?”
“Hayır.”
“Besmele?”
“Hayır.”
İhtiyar baltasını omzuna alıyor.
Ve Mehmet Efendi’nin belki de ömrü boyunca unutamayacağı sözü söylüyor:
“Öyleyse sen daha hattat olmamışsın Mehmet Efendi. Ben elli yıldır odun kırıyorum.
Gece uyuduğumda bile rüyamda odun kırıyorum. Ben baltayı oduna vurduğumda değil,
oduna baktığım anda nereden ayrılacağını görüyorum.”
İşte başarı…
Belki de tam burada başlıyor.
 
İhtiyarın sırrı kuvvet değildi.
Yaşı hiç değildi.
Baltası da değildi.
Görmekti.
Herkesin odun gördüğü yerde, o kırılma noktasını görüyordu.
Elli yıllık tekrar…
Elli yıllık hata…
Elli yıllık dikkat…
Elli yıllık tecrübe…
Bir saatlik işe sığmıştı.
Bugünün dünyasına bakalım.
James Dyson…
Torbasız elektrik süpürgesini geliştirirken 5.127 prototip yaptı.
Birincisi olmadı.
Yüzüncüsü olmadı.
Bininci de olmadı.
Ama vazgeçmedi.
Her başarısız deneme ona bir şeyi gösterdi:
Nereye vurmaması gerektiğini.
Sonunda doğru noktayı buldu.
İhtiyar oduncunun baltasıyla Dyson’ın prototipleri arasında aslında büyük bir fark yok.
Biri odunun damarını arıyordu.
Diğeri problemin çözüm noktasını.
Dünyanın başarılı girişimcilerinin kullandığı iki güçlü yöntem de buradan doğuyor.
 
Birincisi:
Sorundan başlamak.
“Ne satabilirim?” sorusundan önce:
“Hangi problemi çözebilirim?”
İkincisi:
Hızlı denemek, sonucu görmek, öğrenmek ve yeniden denemek.
Beklemek değil.
Başlamak.
Bahane üretmek değil.
Test etmek.
Yanlışta ısrar etmek değil.
Düzeltmek.
Çünkü şu söz unutulmamalı:
“Başarı, baltayı çok sallamak değil; doğru yere vurmayı öğrenmektir.”
Ve bir başka söz:
“Ustalık, insanların gördüğünü görmek değil; insanların baktığı yerde onların
göremediğini fark etmektir.”
Bugün gençlere en çok öğretilmesi gereken de budur.
Çok çalışın.
Ama körü körüne değil.
Koşun.
Ama yönünüzü bilerek.
Hayal kurun.
Ama o hayali emeğe dönüştürerek.
Deneyin.
Yanılın.
 
Tekrar deneyin.
Ve yaptığınız işi öyle iyi öğrenin ki…
Bir gün herkes yalnızca önündeki odunu görürken,
siz onun damarını görün.
Herkes engeli görürken,
siz geçilecek yeri görün.
Herkes duvarı görürken,
siz kapının nereden açılacağını görün.
Çünkü başarının gerçek sırrı belki de budur.
 
Halil EL
Şair, Yazar ve İş İnsanı
www.halilel.com
halilelbey@hotmailcom
Bu yazı toplam 18 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 1997 - 2026 Midyat Habur | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA