- Mardin30 °C
- Diyarbakır27 °C
- Batman30 °C
- Şırnak28 °C
- İstanbul22 °C
Geriİleri
Mardin’de yanlışlıkla kendini silahla vuran genç hayatını kaybetti
Batman'da Kız Kur'an Kursu ve Hafızlık Merkezi yapılıyor
16 Milyon Tl’lik Malzeme Ele Geçirildi
Araçta fenalaşıp hayatını kaybeden çocuk defnedildi
Ilısu Barajı'nda yaklaşık 50 yaban domuzu karşı kıyıya yüzerek geçti
Siirt'te açık kalp ameliyatları için geri sayım başladı
HÜDA PAR Şırnak il başkanı Yalçın: Kuşkonar Köyü sakinleri, köylerine dönmek istiyor
Batman Üniversitesinin 2026 YKS kontenjanı 2 bin 737'ye yükseldi
Sağlık Bakanı Memişoğlu, Batman'da yerli tıbbi cihaz üreten fabrikayı ziyaret etti
Basın Bayramı'nda gazeteciler Gercüş'te buluştu
Şırnak'ta tanker şarampole yuvarlandı: Sürücü yaralandı
Şırnak'ta meşe ağaçlarından toplanan Gezu'dan pekmez yapımı başladı
Yaz Kur'an kursları çocukların buluşma noktası oldu
Şırnak’ta "Ezanı Güzel Okuma ve Etkili Hutbe Sunumu" yarışmaları düzenlendi
Mahalle sakinleri kendi sokağını temizledi
- 23:07 - Midyat Eğitim Bir-Sen’den Yeni Görevlendirilen Okul Yöneticilerine Hayırlı Olsun Ziyareti
- 22:34 - Prof. Dr. Dursun: Kitap okumak bizi olgunlaştırır, bizi biz yapar
- 22:29 - Mardin’de yanlışlıkla kendini silahla vuran genç hayatını kaybetti
- 20:11 - Türkiye 85’incisi Yasin Türen’e Midyat’tan Gurur Ziyareti
- 11:35 - KAYMAKAM MEHMET KAYA’DAN HANE ZİYARETLERİ
- 08:47 - Kızıltepe’de Asfalt ve Yol Düzenleme Çalışmalarını Sürdürüyor
- 22:59 - MİDYAT DEVLET HASTANESİ’NDE ANNE ADAYLARINA YÖNELİK EĞİTİM DÜZENLENDİ
- 22:28 - VEFAT • Cemile Kaya
- 20:39 - VEFAT • Cüneyt Akıncı'nın Kızı Elif Akıncı
- 22:57 - VEFAT • Mehmet Selim Acar
- 22:43 - VEFAT • Gurbet Akman
- 20:58 - VEFAT • Aklima Akıncı
- 20:44 - VEFAT - Fehmi Keleş,
- 23:04 - VEFAT - Reşit Acar’ın oğlu
- 18:03 - VEFAT • Hacı Cemil TAŞ
21 Ağustos 2026 Cuma
Mahabat İskenderoğlu / Yazar


YOKSULLUĞUN EN SESSİZ HÂLİ: BİR ÇİFT AYAKKABI
21 Ağustos 2026 Cuma 22:21
@MAİL.COM
Adliye koridorları insanın yalnızca suçunu, davasını, borcunu yahut alacağını taşıdığı yerler değildir. Bazen bir ömür, kimsenin dikkat etmediği küçücük bir ayrıntının içinde bekler.
O sabah, ağır ceza salonunun önündeki tahta sıranın ucunda on iki yaşlarında bir çocuk oturuyordu.
Başını kaldırmıyordu.
Yanında annesi vardı. Kadının elinde şeffaf bir dosya, içinde birkaç evrak, nüfus cüzdanı fotokopileri ve kenarları kıvrılmış dilekçeler bulunuyordu. Dosyayı göğsüne bastırmıştı. Sanki kâğıtları değil, dağılmak üzere olan hayatını tutuyordu.
Çocuğun üzerinde temiz fakat eskimiş bir gömlek vardı. Ayağındaysa büyük bir çift siyah ayakkabı. O kadar büyüktü ki yürürken topuklarından çıkıyordu.
Bir avukat yanlarından geçerken istemeden yavaşladı. Önce küçüğün yüzüne, ardından yere baktı.
“Evladım, bunlar senin mi?”
Çocuk cevap vermedi.
Annesi utangaç bir sesle konuştu:
“Babasının.”
Avukat sustu.
“Babası nerede?”
Kadın, birkaç metre ötedeki duruşma salonunun kapısını gösterdi.
“İçeride.”
Tek kelime, bütün koridoru değiştirmişti.
Meğer adam aylardır tutukluymuş. Evde düzenli gelir kalmamış. Kira birikmiş, elektrik birkaç kez kesilme noktasına gelmiş, mutfaktaki kaplar küçülmüş, sofradaki tabakların arası açılmıştı.
Çocuk okula gidiyordu; fakat ayakkabısı parçalanınca yenisi alınamamıştı. Dolabın dibinde babasının eski kunduralarını bulmuştu. İçine gazete kâğıdı doldurmuş, bağcıklarını sonuna kadar sıkmış ve o sabah annesiyle adliyeye öyle gelmişti.
İnsan bazen yoksulluğu yanlış yerde arar. Boş buzdolabında, ödenmemiş faturada, yıpranmış cekette, yardım kuyruğunda...
Oysa sefaletin en ağır biçimi çoğu zaman kendisini göstermemek için uğraşır. Gerçek mahrumiyet bağırmaz. Utanır. Saklanır. Üzerini örter.
Çocuk da ayaklarını sıranın altına çekerek bunu yapıyordu. Kimse görmesin istiyordu.
Belki arkadaşları fark etmesin diye okulda teneffüse çıkmıyordu. Belki koşarken kunduralarından biri ayağından fırlar diye beden eğitimi derslerinde kenarda duruyordu. Belki sınıfta herkes gelecekte ne olmak istediğini anlatırken o, yalnızca önündeki kışı düşünüyordu.
Bir çocuğun hayallerinin yerini ihtiyaçlar almaya başladığında, fakirlik artık yalnızca ekonomik değildir. Orada çocukluk eksilmektedir.
Hukuk kitapları insan onurundan söz eder.
Anayasalar sosyal devleti yazar.
Kanunlar çocuğun üstün yararını korumayı emreder.
Uluslararası sözleşmeler, barınmadan eğitime, sağlıktan gelişme hakkına kadar uzun hükümler kurar. Hepsi gereklidir.
Fakat adalet, maddelerin arasından çıkıp yere bakmayı da bilmelidir.
Bir devletin adaleti yalnızca verdiği hükümlerde değil, hiçbir mahkeme kararında adı geçmeyen çocukların hayatında da ölçülür.
Hâkim dosyayı görür.
Savcı delili inceler.
Müdafi hukuki gerekçeyi anlatır.
Zabıt kâtibi söylenenleri kayda geçirir.
Fakat koridorda babasının ayakkabısıyla bekleyen çocuk hiçbir tutanağa geçmez.
İşte hukukun en büyük sınavlarından biri burada başlar:
Dosyada bulunmayan insanı görebilmek.
Suç şahsidir; ceza da öyle olmalıdır. Hayat her zaman hukuk kadar titiz davranmaz.
Bir baba cezaevine girdiğinde bazen onunla birlikte sofradaki ekmek azalır. Bir annenin omuzlarına hem geçim hem çocuk hem de mahkeme yükü biner. Küçüğün ayağına ise işlemediği bir fiilin görünmeyen sonucu geçirilir.
O siyah kunduralar, çocuğa ait olmayan bir cezanın sessiz infazı gibiydi.
Elbette suç işleyen kişi, şartları oluşmuşsa yaptırımıyla yüzleşmelidir. Adalet, merhamet adına gerçeği inkâr edemez. Fakat toplum da cezanın gölgesinde kalan masumları görmezden gelemez.
Adalet yalnızca suçluya ne yaptığımızla değil, suçsuzun ne yaşamasına izin verdiğimizle de ilgilidir.
Duruşma salonunun kapısı açıldı.
İnsanlar dışarı çıkmaya başladı.
Çocuk aniden ayağa kalktı.
Büyük ayakkabılardan biri geride kaldı.
Küçük ayağı, ince çorabıyla soğuk mermerin üzerine bastı. Bir anlığına herkes sustu.
Çocuk hızla eğilip kundurayı tekrar giydi. Yüzü kıpkırmızı olmuştu. Belki hayatında ilk kez yoksulluğunun başkaları tarafından görüldüğünü düşündü.
Oysa utanması gereken o değildi.
Utanması gereken, bir çocuğun ayağını saklamak zorunda kaldığı hâlde bunu sıradanlaştırabilen dünyaydı.
Avukat cebine uzandı. Sonra vazgeçti. Çünkü çocuğun önünde para çıkarmanın onun gururunu yaralayabileceğini düşündü.
Yanına oturdu.
“Ayakkabıların biraz büyük galiba.”
Küçük, başını eğerek gülümsedi.
“Büyüyünce olacak.”
Bu cümle, o koridorda kurulabilecek en ağır savunmaydı.
Büyüyünce olacak.
Çocuk, bugünkü yokluğunu yarına erteliyordu. Ayakkabıya değil, ayağının büyümesine umut bağlıyordu.
Belki yoksulluk tam da buydu: İnsanın ihtiyacına kavuşmayı değil, ihtiyacına uygun hâle gelmeyi beklemesi.
Avukat o gün duruşmaya girdi. Kanun maddelerinden söz etti, delilleri tartıştı, ölçülülüğü anlattı, taleplerini sıraladı.
Fakat aklı kapının dışındaydı.
Meslek hayatında yüzlerce dosya görecekti. Kalın klasörler, ağır suçlamalar, uzun gerekçeler, mühürlü kararlar...
Çoğunun numarasını zamanla unutacaktı. Ama o ayakkabıları unutamayacaktı.
Bazı dosyalar UYAP'a kaydedilmez.
İnsanın vicdanına açılır.
Esas numarası yoktur.
Karar tarihi bulunmaz.
Kesinleşme şerhi düşülmez.
Ve zamanaşımına uğramaz.
Yıllar sonra bile insanın içinde görülmeye devam eder.
Belki hukuk fakültelerinde adalet anlatılırken yalnızca kanunlar okutulmamalıdır. Bir masanın üzerine, sahibinden birkaç numara büyük eski bir çocuk ayakkabısı da bırakılmalıdır.
Öğrencilere hiçbir şey söylenmemelidir.
Sadece şu soru sorulmalıdır:
“Bu ayakkabının içinde hangi hak eksik?”
Kimisi sosyal devlet diyecektir. Kimisi fırsat eşitliği. Bir başkası insan onuru, eğitim hakkı, çocuğun korunması...
Hepsi doğru olacaktır.
Ama belki sınıfın en arkasından biri şöyle diyecektir:
“Hocam, bunun içinde bir çocuğun yarını eksik.”
İşte hukuk, tam orada kitaptan çıkıp insana dönüşür.
Adalet yalnızca büyük salonlarda verilen büyük kararların adı değildir. Bazen küçücük bir ayağın, kendisine ait bir ayakkabıya kavuşabilmesidir.
Bir toplumun gelişmişliği gökdelenlerinin yüksekliğiyle değil, çocuklarının yere bakmadan yürüyebilmesiyle anlaşılır.
Ve medeniyet, en güçlü olanın sahip olduklarında değil, en güçsüzün mahrum bırakılmadığında saklıdır.
O çocuk adliyeden çıkarken yine babasının kunduralarını sürüyerek yürüdü. Taş zeminde garip bir ses bırakıyordu:
Tak...
Tak...
Tak...
Kimse dönüp bakmadı.
Oysa belki de o gün adliye binasında duyulan en önemli şey; hâkimin tokmağı, mübaşirin çağrısı veya avukatların savunması değildi.
Bir çift büyük ayakkabının taş zeminde çıkardığı o kısık sesti.
Yoksulluk çoğu zaman yardım istemez.
Dilekçe yazmaz.
Şikâyetçi olmaz.
Kendisine vekil tutamaz.
Mahkemenin kapısını çalmaz.
Sadece yürür.
Bazen bir çocuğun ayağında, kendisine ait olmayan bir çift ayakkabıyla...
Ve bize tek bir soru bırakır:
Bir ülkede çocuklar ayakkabılarına değil, ayakkabılar çocukların ayaklarına ne zaman uyacak?
Av. Mahabat İSKENDEOĞLU
Hukukçu Yazar
Bu yazı toplam 25 defa okunmuştur.
Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
Yukarı
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.

BAŞKAN ŞAHİN, ORTACA’DA KARŞILANDI

KAYMAKAM SAZ ÇALDI, EŞİ TÜRKÜ SÖYLEDİ! İZLEYENLER HAYRAN KALDI!

Başkanı Altındağ’dan Yaşlı ve Hasta Vatandaşlara Gönül Desteği

Minik Kalplerden Miraç Kandili’nde Anlamlı Paylaşım
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
- 6
- 7
- 8
YOKSULLUĞUN EN SESSİZ HÂLİ: BİR ÇİFT AYAKKABIMahabat İskenderoğlu
SİZ KİMSİNİZ?Abdulaziz ALTEKİN
KERPİÇNeşe ÜNAL
Gaziantep’te Teknoloji, Edebiyat ve Bir Onur DavetiHalil EL
GÜLÜ SEVEN DİKENİNE KATLANIRMine KAPI
Saf Bilinç ve Sinsi BilinçYusuf BEĞTAŞ
BİR ELMANIN İKİ YARISISadullah GÜNEŞ
TAVUKLAR İŞLERİNİ İHMAL EDİNCEMecit Akgül
ANKET
En çok neyin kırıldı?
Tüm Hakları Saklıdır © 1997 - 2026 Midyat Habur | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA
Tel : / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA






