• Mardin24 °C
  • Diyarbakır22 °C
  • Batman22 °C
  • Şırnak21 °C
  • İstanbul22 °C

Yusuf BEĞTAŞ / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ruh Bağı ve Kan Bağı

25 Mayıs 2026 Pazartesi 18:27

 

 

 

Kan bağı insanı akraba yapabilir; fakat insanları gerçekten birbirine
yakınlaştıran şey ruh bağıdır. Gerçek yakınlık yalnızca aynı aileden ya da aynı
soydan gelmekle değil; birbirinin yükünü taşıyabilmek, acısını hissedebilmek,
kırmadan konuşabilmek ve birbirine zarar vermeden yaşayabilmekle anlam
kazanır. Sevgi, saygı, merhamet ve ahlakla beslenen bağlar zamanla güçlenir ve
kökleşir. Buna karşılık kibir, çıkarcılık ve ruhsal karanlık üzerine kurulan
ilişkiler ise eninde sonunda çözülmeye mahkûmdur. Çünkü sağlam bağların
gerçek temeli kan değil; temiz bir vicdan, olgun bir karakter ve ortak bir insanlık
bilincidir.
Ruhumuzun ışığına kavuşabilmek için yalnızca gözlerin görmesi yetmez;
yüreğin de hakikati hissedebilmesi gerekir. İnsan ancak vicdanı uyandığında,
kendi içindeki karanlığı fark edip ışığın değerini anlayabilir. İç dünyasını
arındıran, ruhunu merhametle besleyen ve insanlığa fayda üretmeye çalışan kişi;
yalnızca kendine değil, çevresine de huzur taşır. Gerçek aydınlık insanın
yalnızca aklında değil, aynı zamanda kalbinde taşıdığı iyilikte saklıdır. Bu
nedenle farkındalık, ruhun karanlığını dağıtan en güçlü ışıktır; çünkü insan önce
içindeki karanlığı tanıdığında, hakikatin aydınlığına doğru yürümeye
başlayabilir.
Ruhsal cahillik; bencillik, kurnazlık, haset, kıskançlık, kibir, böbürlenme,
kendini beğenmişlik, başkasını hor görme, dışlama, ötekileştirme, bağnazlık,
inatçılık, hak yemek, emek sömürmek ve iyi niyeti suiistimal etmek gibi zihinsel
zehirlerle kendini gösterir. Bunlar farklı isimlerle anılsa da, aslında aynı
karanlığın birbirini besleyen parçalarıdır. Çünkü insanın iç dünyasında büyüyen
her olumsuzluk, zamanla başka bir olumsuzluğu doğurur; kibir merhameti
azaltır, haset vicdanı köreltir, bencillik ise adalet duygusunu zayıflatır. Böylece
 
ruhsal karanlık yalnızca bireyi değil, çevresini ve toplumsal ilişkileri de yavaş
yavaş zehirlemeye başlar.
İnsan zihniyeti, bir kanaldan akan suya benzer. Su temizse geçtiği yere hayat,
huzur ve bereket taşır; kirliyse dokunduğu her şeyi bulanıklaştırır. Düşünce
dünyası da böyledir. Temiz bir vicdanla beslenen zihniyet; anlayış, adalet ve
merhamet üretirken, çarpık bir zihniyet en doğru bilgiyi bile bozabilir. Tıpkı
berrak bir suyun kirli bir kanaldan geçerken duruluğunu kaybetmesi gibi, ruhsal
olarak kararmış bir insan da hakikati olduğu gibi göremez; onu kendi
karanlığının rengine boyar.
Bu nedenle insanın iç dünyasında oluşan karanlık, zamanla vicdanı köreltir ve
ruhu paslandırır. Nasıl ki paslı bir iğneyle temiz bir kumaş dikilemezse,
kararmış bir ruh da hayata güzellik, güven ve adalet kazandıramaz. Çünkü
insanın sözleri, davranışları ve ilişkileri; içinde taşıdığı ruh hâlinin dışarıya
yansımasıdır. İç dünyası öfke, kibir ve çıkarcılıkla kirlenmiş bir insanın
çevresine huzur vermesi mümkün değildir.
Gerçek dönüşüm bu yüzden yüzeyde değil, kaynağın kendisinde başlar. Kirli bir
suyu temizlemenin yolu, o kanala sürekli temiz su bırakmaktır. Aynı şekilde
insan ruhu da; farkındalık, vicdan, sevgi, kültür, ahlak ve samimi düşüncelerle
arınır. İçtenlikle söylenen her hakikat, insanı iyiliğe çağıran her düşünce ve
insan ruhuna dokunan her eser; karanlığın içine bırakılmış bir ışık gibidir.
Çünkü bazen tek bir cümle, tek bir merhametli yaklaşım ya da tek bir vicdanlı
eser bile insanın iç dünyasında sessiz bir dönüşüm başlatabilir.
 
Yusuf Beğtaş
www.karyohliso.com
Bu yazı toplam 33 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 1997 - 2026 Midyat Habur | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA