• Mardin26 °C
  • Diyarbakır19 °C
  • Batman23 °C
  • Şırnak21 °C
  • İstanbul17 °C

Mine KAPI / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

COĞRAFYA

11 Ekim 2026 Pazar 19:41
 
 
 
 
 
Coğrafya kaderdir. Nerede doğarsan oranın küreğine, çerçöpüne batarsın; oranın suyuyla yıkanır, oranın güneşiyle kavrulursun. Oranın iklimi biçimlendirir geleceğini. Öyle ki dünyanın bir ucunda ölsen dahi bedeninde, doğduğun coğrafyanın izlerini taşıyarak veda edersin bu dünyaya. Çünkü bir kere yazılmıştır alnına; doğduğun andan itibaren hayatın o coğrafyayla birleşmiştir. Asıl acı olan ne biliyor musunuz? Memnun olmasan dahi bunu değiştirme imkânının olmaması...
İbn Haldun'a ait şu sözü paylaşmak istiyorum: “Coğrafya kaderdir…”
Şu an bu satırları okuyanlara soruyorum: Bu cümleyi ilk duyduğunuzda hiç düşündünüz mü, ne demek istiyor diye?
İlk duyduğumda pek anlam verememiştim. Bu yüzden üzerinde çok durmamıştım. Yıllar sonra yine bir yazının satırlarında ve toplumdaki bazı kişilerin konuşmalarında bu sözle karşılaştım. Sanırım artık daha fazla göz ardı etmemeliyim. Ben de böyle bir yazı yazmaya karar verdim. Okuyucularımla birlikte bu cümleyi irdelemek istedim. Bakalım birlikte hangi derin meselelere değineceğiz.
Yaşama merhaba dediğimiz ilk anda; mahallenin, ilçenin, şehrin, bölgenin, ülkenin ve kıtanın hiçbirini seçme hakkına sahip olmadan, milyarlarca ihtimal arasından yalnızca birinin sonucu olarak herhangi bir coğrafyada dünyaya geliyor ve hayatımızı şekillendirmeye başlıyoruz. Birbirinden farklı çevrelerde, birbirinden farklı şartlarda yaşamımızı sürdürmek için çabalayıp duruyoruz.
Kimsenin doğduğu yeri seçme şansı yoktur. Böyle bir seçme hakkımız bulunmuyor. Öyle bir kader ki bir masal diyarına düşme ihtimalimiz de var, bir cehennemin ortasına düşme ihtimalimiz de… Tamamen kadere teslim olmuş bir ihtimalden bahsediyoruz.
Coğrafyaların ırkları, dilleri, dinleri, kültürleri ve gelenekleri farklıdır. Bence bu farklılıkları, bir bahçeyi güzelleştiren rengârenk çiçeklere benzetebiliriz. Bir de gökyüzünü zaman zaman rengârenk boyayan gökkuşağı gibiyiz aslında. Dünyayı güzelleştiren milyonlarca farklı güzellik…
Keşke ömrümüz ve imkânlarımız el verse de her birimiz bu farklı coğrafyaların havasını yakından teneffüs edebilsek. Belki o zaman Yaradan'ın yarattığı bu güzel dünyanın ve sunduğu çeşitliliğin güzelliğini daha iyi idrak edebiliriz.
Hiçbir coğrafyanın diğerine üstünlüğü yoktur. Her coğrafya, farklılıklarıyla özel ve güzeldir. Peki, neden bunu görmezden gelip kendi coğrafyamız üzerinden üstünlük kurmaya çalışıyoruz ki?
Coğrafyaların birbirinden üstün görülmesini kabul etmiyorum. Hiçbir coğrafya, hiçbir ırk ve hiçbir dil diğerinden üstün yaratılmadı. Vazgeçin artık insanların ellerinde olmayan bu yaratılış özellikleriyle onları yargılamaktan! Yaratıcı'nın her varlığı eşit yarattığına inanıyorum. Eğer böyle adaletsiz bir yaratılışın olduğunu iddia ediyorsanız kusura bakmayın, benim böyle adaletsiz bir Tanrı tasavvurum yok.
Yeryüzündeki milyonlarca insan, kendi ellerinde olmayan bu kader yüzünden haksız yere cezalandırılıyor. Milyonlarca insan, daha doğduğu andan itibaren suçlu görülüyor. Hâlbuki her coğrafyanın kendine has özellikleri ve güzellikleri olduğu gerçeğini idrak edebilsek belki de bugün yeryüzündeki sorunların çoğunu ortadan kaldırabiliriz. Fakat gelin görün ki bu gerçeği bir türlü kabul edemedik.
Dünyanın dört bir yanına baktığımızda, sırf yaşadıkları coğrafyadan dolayı ezilen ve hor görülen milyonlarca insan var. Yaşadıkları yer nedeniyle farklı bir ırka mensup olan bu insanlar, sözüm ona gelişmiş coğrafyalar tarafından küçümsenmiş, ezilmiş ve yıllarca sömürülmüşlerdir.
Buna kendi ülkemizden de örnekler verelim.
“Doğu” diye anılan bölgelerimiz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu'dur. Yıllarca Batı illerimizdeki bazı kesimler, Doğu'daki vatandaşlarımıza ikinci sınıf insan muamelesi yaptı. İnsanlar; ırklarından, dillerinden, yaşam koşullarından ve kültürlerinden dolayı hor görüldü. Nesillerin zihninde “Doğu”, geri kalmışlığın ve medeniyetsizliğin simgesi olarak kaldı. Öyle ki orada doğan insanların bile bunu bir şanssızlık ve eksiklik olarak görmelerine neden oldu.
Yıllarca bu coğrafyada yaşayan insanlar, Doğulu olduklarını söylemekten çekindi. Kendi kimliklerini özgürce yaşayamadılar ve sürekli bir eziklik duygusuyla hayatlarını sürdürdüler.
İnsanlara Doğu'yu bu kadar kötü gösteren medyanın da payını unutmamak gerekir. Çekilen dizi ve filmlerde, çoğu zaman o coğrafyanın olumsuz davranışları üzerinde duruldu. Oysa her coğrafyanın kendine özgü sorunları ve yanlışları vardı. Batı illerindeki bazı kesimlerin gözünde Doğu insanı; cahil, barbar, medeniyetten uzak, tabiri caizse bir öcü gibi gösterildi.
Bu anlayış yüzünden ne o topraklara yeterince yatırım yapılabildi ne de insanlar o bölgeye gitmeye teşvik edilebildi. Hâlâ bu ülkede zorunlu Doğu görevi uygulaması var. Hâlâ insanların bir bölümü o topraklarda yaşamak istemiyor. İmkânı olan yerel halkın bir kısmı da kendi coğrafyasını terk ederek büyük şehirlere gitmek istiyor.
Çünkü o coğrafyada yaşayan insanların yüzlerine baktığınızda çoğu zaman çekingenlik görebilirsiniz. Gözlerinizin içine korkuyla bakarlar. Duyguları bastırılmıştır. Yıllarca yaşadıkları coğrafyanın getirdiği farklılıklar nedeniyle pek çok şey onlar için ayıp ya da günahtır.
Seven, sevdiğini alamamıştır; seven, sevdiğine varamamıştır. Kız çocuklarının eğitim almasına izin verilmemiştir. Okutulmayan kız çocukları küçük yaşlarda evlendirilmiş, hatta kimi ailelerde babalarıyla veya dedeleriyle aynı yaşta olan adamlara eş ya da kuma olarak verilmiştir. Miras paylaşımlarında dahi birçok ailede kız çocukları mirastan mahrum bırakılmıştır.
O coğrafyanın bir başka özelliği, geleneği ya da töresi de akraba evlilikleridir. Bu evliliklerin birçoğu, tarafların severek ve isteyerek kurduğu birliktelikler değildir. Çoğu zaman aile büyüklerinin, anne ve babaların zorlamasıyla gerçekleşir. Bunun sonucunda dünyaya gelen bazı çocuklar, genetik hastalıklar ve engellilik gibi durumlarla karşı karşıya kalabilir. Bu evliliklerin bir kısmı mutsuzlukla sonuçlanır. Ancak boşanmanın toplumsal baskı nedeniyle zor görüldüğü yerlerde insanlar, yaşamları boyunca sevgisiz, değersiz ve saygıdan yoksun ilişkiler içinde kalabilirler. “Evli miyim? Evliyim. Adresim belli mi? Belli.” anlayışı üzerine kurulan bu mutsuz evlilikler, insanların hayatlarını tüketebilir.
Oysa coğrafyalar ne olursa olsun insanların duyguları ve sevgileri bastırılmamalıdır. İnsanlar sevdiklerine “Seni seviyorum.” diyemiyorsa bile en azından sevildiklerini bilmelidir.
“Coğrafya kaderdir.” diyerek bugünün şartlarını görmezden gelemeyiz. 2026 yılına geldiğimizde artık coğrafyanın insanın bütün hayatını belirlemek zorunda olmadığını da kabul etmeliyiz. Belki geçmişte şartlar böyleydi ama bugünün imkânlarını ve değişen dünyasını da hayatımıza taşımamız gerekiyor. Çünkü hayat devam ediyor.
Son olarak…
“Coğrafya kaderdir…”
Kimse doğacağı coğrafyayı seçemiyor. Ancak insanın kendini yetiştirmesi, düşüncelerini sorgulaması, ön yargılarını süzgeçten geçirmesi ve kendi seçimleriyle hayatına yön vermesi mümkündür.
Unutmayalım ki insanın doğduğu yer onun suçu değildir. Hiç kimse doğduğu coğrafya, konuştuğu dil, mensup olduğu ırk, inancı ya da kültürü nedeniyle yargılanmamalıdır.
Bütün ayrışmaların sona erdiği; her insanın dinini, dilini, ırkını ve kültürünü özgürce yaşayabildiği, farklılıklarından dolayı kınanmadığı ve ötekileştirilmediği bir gelecek umuduyla…
Coğrafyamız farklı olabilir ama insanlığımız ortak olsun.
MİNE KAPI

 

Bu yazı toplam 21 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 1997 - 2026 Midyat Habur | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA