- Mardin19 °C
- Diyarbakır14 °C
- Batman15 °C
- Şırnak14 °C
- İstanbul16 °C
- 23:26 - DARGEÇİT’TE SPORCU ÖĞRENCİLERE ÜNİVERSİTEDEN ANLAMLI ZİYARET
- 23:11 - Mardin’de Çocuklara Trafik Bilinci Eğitimi
- 22:46 - MİDYAT’TA KAÇAKÇILIK OPERASYONU:
- 18:06 - ŞUBE MÜDÜRÜ FARUK TERCAN’DAN TOPTEPE OKULLARINA ZİYARET
- 15:06 - MİDYAT’TA ÖĞRETMENLERE MADDE BAĞIMLILIĞIYLE MÜCADELE EĞİTİMİ
- 23:09 - VEFAT • Hayrettin Ağırman
- 19:08 - VEFAT • Sabahattin ERKAL
- 16:54 - BAŞKAN HATİP ÇELİK MAZBATASINI ALDI
- 23:15 - VEFAT • Sabri İnan
- 18:45 - VEFAT • Vesile BULUT
- 00:21 - MİDYAT BİLGE ÇOCUK AKADEMİ’YE HAYIRLI OLSUN ZİYARETİ
- 21:16 - VEFAT • Ahmet ASLO KARDAŞ
- 14:05 - 40 yıllık gezgin arıcı: Balda kalite güven meselesidir
- 13:58 - Eğitim-Bir-Sen Batman Şube Başkan Vekili Güler: Aksa Tufanı bir milat olmuştur
- 13:58 - Batman'da Gazze için yürüyüş hazırlığı: HÜDA PAR’dan katılım mesajı
10 Ekim 2026 Cumartesi
Mahabat İskenderoğlu / Yazar


DERMAN GELMEYECEK YERDE GÖNLÜNÜ TEZGÂHA AÇMA
09 Ekim 2026 Cuma 22:52
@MAİL.COM
Adliye koridorlarının kendine mahsus bir sessizliği vardır. Kalabalıktır ama ıssızdır. Herkes konuşur; yine de kimse diğerinin içinden geçenleri tam olarak duymaz. Bir tarafta dosyasını göğsüne bastırmış yaşlı bir adam, öte yanda kararın açıklanmasını bekleyen genç bir kadın, biraz ileride cübbesinin düğmesi olmadığı halde iliklemeye çalışan heyecanlı bir avukat…
O koridorlardan geçenlerin çoğu haklı olduğunu düşünür. Fakat hayatın garip tarafı şudur: İnsan hakkını ararken hakikati, kendisini savunurken vicdanını, başkasından merhamet beklerken kendi değerini kaybedebilir.
Yıllarını mesleğine vermiş bir avukatın kapısını bir gün yaşlı bir adam çaldı.
Elinde eski bir poşet vardı. İçinden sararmış tapu fotokopileri, birkaç senet, banka dekontları ve kenarları kıvrılmış kâğıtlar çıkardı.
“Evladım,” dedi, “ben dava kazanmak için gelmedim. Ben hakkımı kaybetmemek için geldim.”
Avukat bu cümleye çok şaşırdı.
Çünkü hukukla adalet arasındaki ince çizgiyi anlatan nice kitap okumuştu; fakat bazen bir insanın titreyen dudaklarından çıkan tek cümle, yüzlerce sayfalık eserden daha ağır olabiliyordu.
Yaşlı adam kardeşine yıllarca yardım etmişti. Zor zamanında para vermiş, borçlarını kapatmış, çocuklarının eğitimine katkıda bulunmuş, babadan kalan taşınmazlardan yararlanmasına ses çıkarmamıştı.
“Nasıl olsa kardeşimdir,” demişti.
İşte insanın en pahalı sözlerinden biridir bu:
“Nasıl olsa…”
Nasıl olsa kardeşim.
Nasıl olsa dostum.
Nasıl olsa beni bilir.
Nasıl olsa inkâr etmez.
Nasıl olsa vefa gösterir.
Hukuk ise “nasıl olsa” ile değil, delille yürür.
Yıllar geçmiş, iyilikler unutulmuş, verilen paralar borç değil bağış sayılmış, emanetler sahiplenilmiş, ortak mallar tek kişininmiş gibi kullanılmaya başlanmıştı.
Yaşlı adam çokta parasına yanmıyordu. “Bir gün dara düşersem o da benim elimden tutar sanmıştım,” dedi.
Avukat önündeki evraklara baktı, sonra adama….
Asıl dava masanın üzerindeki belgelerde değildi. Asıl dava, insanın içinde görülüyordu. Çünkü bazı uyuşmazlıklarda mahkemenin hükmedeceği şey para, taşınmaz veya tazminattır; insanın kaybettiği güvenin bedelini ise hiçbir bilirkişi hesaplayamazdı.
Hukuk, bozulan dengeyi mümkün olduğu ölçüde yeniden kurmaya çalışır. Borç varsa ödenmesini, zarar meydana gelmişse giderilmesini, mülkiyet ihlal edilmişse hakkın sahibine teslimini ister. Bunun için kanun vardır, hâkim vardır, delil vardır, yaptırım vardır.
Fakat hukuk insanı zorla vefalı yapamazki, kardeşi kardeş olmaya mahkûm edemez ki , aynı çatı altında kaybolmuş sevgiyi geri getiremez ki Haksızlığı tespit edebilir;
kırılmış bir kalbin eski hâline dönmesine karar veremez ki..
İşte insanın kendi hukukunun başladığı yer tam da burasıdır. Kendine karşı adil olmak… Her kapıyı çalmamak. Her omuza yaslanmamak. Her söze inanmamak. Her yakınlığı sadakat sanmamak… Çünkü güven de bir çeşit manevi sözleşmedir. Maddeleri kâğıda yazılmaz; vicdana yazılır. İmzası bulunmaz ama ihlali bazen resmî bir sözleşmenin bozulmasından çok daha ağır sonuç bırakır.
İnsan kötülükten değil, yanlış kişiden iyilik beklediği için yorulur.
Bir çeşmenin başında saatlerce bekleyebilirsiniz. Fakat çeşmenin kaynağı kurumuşsa sabrınız su üretmez. Bir kapıyı yüz defa çalabilirsiniz. İçeride sizi karşılamak isteyen kimse yoksa ısrarınız kapıyı değil, sizi yıpratır. Bir terazinin kefesine sevginizi, fedakârlığınızı, emeğinizi, sadakatinizi koyabilirsiniz. Karşı tarafın terazisi bozuksa ağırlığınızın ne kadar kıymetli olduğu sonucu değiştirmez.
Bu yüzden hayatın da kendine özgü bir usul hukuku vardır. Her mesele sonsuza kadar takip edilmez. Her karar temyiz edilmez. Bazen insan kendi içinde bir dosyayı kapatmayı öğrenmelidir. Çünkü ömür, bütün haksızlıkların peşinden koşacak kadar uzun değildir.
Yaşlı adamın davası aylar sonra sonuçlandı. Mahkeme taleplerinin önemli bölümünü haklı buldu. Karar açıklandığında avukat müvekkilinin sevineceğini düşündü ama hiç sevinmedi...
Adliye merdivenlerinden ağır ağır inerken yalnızca şunu söyledi:
“Paramı geri aldım ama kardeşimi kaybettim.”
Avukat cevap vermedi.
Bazı cümlelerin karşılığı o kadar ağır ve derindir ki verecek cevap bulamazsınız sadece susarsınız…
Adam birkaç basamak indikten sonra durdu. Sonra arkasını dönüp ekledi:
“Galiba ben kardeşimi bugün kaybetmedim. Yıllar önce kaybetmişim de kabul etmek istememişim.” İşte o anda hüküm gerçekten kesinleşmişti. Mahkemenin verdiği değil, hayatın verdiği hüküm…
İnsan gerçeği çok önceden görür fakat gönlü ona itiraz eder. Akıl “buradan sana hayır gelmez” der, hatıralar karşı çıkar. Tecrübe “çekil” diye fısıldar, umut biraz daha beklemek ister. Gurur gitmeye hazırlanırken merhamet kapının önünde oyalanır.
Sonunda insan, karşısındakinin değişmesini beklerken kendisinden eksiltmeye başlar. Oysa iyilik, kendini tüketmek değildir. Affetmek, yeniden aynı zarara razı olmak anlamına gelmez. Merhamet göstermek, sınırlarını kaldırmak değildir. Sevmek de her davranışı kabullenme mecburiyeti doğurmaz.
Hukukta hakkın kötüye kullanılması korunmadığı gibi, hayatta da iyi niyetin sınırsız biçimde sömürülmesine müsaade etmek erdem sayılamaz. İnsan gönlünün de bir mülkiyet hakkı olduğunu bilmeli. Oraya herkes girememeli. Her gelen yerleşememeli. Her isteyen hatıralarınızı kullanamamalı. Çünkü kalbin tapusu yoktur ama sınırı vardır. Ve o sınırı korumak bencillik değil, insanın kendi şahsiyetine duyduğu saygıdır.
Eski çarşılarda esnaf sabah dükkânını açar, mallarını tezgâha dizerdi. Kimi bakar geçer, kimi fiyat sorar, kimi satın alırdı. Akşam olduğunda satılmayan mal yeniden içeri alınırdı.
Fakat gönül öyle değildir. Onu bir kez yanlış insanların önüne serdiğinizde, herkes aldığı şeyi geri bırakmaz. Biri güveninizi götürür biri yıllarınızı bir başkası hevesinizi. Kimisi de insanlara olan inancınızdan bir parça koparır. Sonra siz, geriye kalanları toplayıp eski hâlinize dönmeye çalışırsınız. Bu nedenle insan yalnızca kime yardım edeceğini değil, kimden yardım bekleyeceğini de seçmelidir.Yanlış yere bağlanan umut, zamanla insanın kendi kendisine verdiği cezaya dönüşebilir.
Adalet yalnız mahkeme salonlarında aranmaz, en büyük adalet, kendimize verdiğimiz karardır:
“Buraya kadar.”
Bu iki kelime kimi zaman yıllarca süren bir iç yargılamanın gerekçeli kararıdır.
Kin tutmadan uzaklaşabilmek… Beddua etmeden vazgeçebilmek… İntikam istemeden kapıyı kapatabilmek… Ve geçmişi inkâr etmeden geleceğe yürüyebilmek… Bunların her biri insanın kendi ruhuna verdiği beraat hükmüdür.
Çünkü hayat bize herkesi değiştirme yetkisi vermedi.
Bize yalnızca kimi yanımızda tutacağımızı, kimin önünde susacağımızı, hangi kapıdan döneceğimizi ve hangi mücadeleyi sürdüreceğimizi seçme hakkı verdi.
Bazen kazanmak, karşınızdakini mağlup etmek değildir. Kendinizi daha fazla kaybetmeden oradan ayrılabilmektir. Hukuk bunun bir kısmına “hakkın korunması” der. Felsefe “kendini bilmek” diyebilir. Hayat ise daha sade konuşur:
Derman gelmeyecek yerde gönlünü tezgâha açma.
Çünkü her yara mahkemeye taşınmaz. Her kaybın tazminatı bulunmaz. Her vefasızlığın yaptırımı kanunda yazmaz. Bazı hesapları zaman görür, bazı hükümleri vicdan verir. İnsana düşen ise iyiliğinden vazgeçmek değil; iyiliğini hak etmeyen ellerde tüketmemektir.
Gönlünü kilitleme. Merhametinden utanma. İnsanlara güvenmekten bütünüyle vazgeçme.
Ama şunu öğren:
Suyun bulunmadığı kuyunun başında susuzluğunu anlatmanın faydası yoktur.
Seni duymayana sesini, anlamayana derdini, kıymet bilmeyene ömrünü harcama.
Ve bir gün gitmen gerekiyorsa arkanda nefret bırakmadan git.
Çünkü bazen insanın kendisine verebileceği en adil karar, bir başkasını cezalandırmak değil, artık onun mahkemesinde yargılanmamaktır.
Derman gelmeyecek yerde gönlünü tezgâha açma.
Zira gönül, sergilenecek kadar ucuz değil; korunacak kadar kıymetlidir….
Bu yazı toplam 42 defa okunmuştur.
Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
Yukarı
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.

BAŞKAN ŞAHİN, ORTACA’DA KARŞILANDI

KAYMAKAM SAZ ÇALDI, EŞİ TÜRKÜ SÖYLEDİ! İZLEYENLER HAYRAN KALDI!

Başkanı Altındağ’dan Yaşlı ve Hasta Vatandaşlara Gönül Desteği

Minik Kalplerden Miraç Kandili’nde Anlamlı Paylaşım
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
- 6
- 7
- 8
DERMAN GELMEYECEK YERDE GÖNLÜNÜ TEZGÂHA AÇMAMahabat İskenderoğlu
Süryanicede Yeni Bir Şiir KitabıYusuf BEĞTAŞ
“PARA MI, İNSANLIK MI?”Mine KAPI
EVİMİZ TERTEMİZ, PEKİ DÜNYA NEDEN KİRLİ?Halil EL
SOSYAL MEDYA AHLAKISadullah GÜNEŞ
ARAFTANeşe ÜNAL
SİZ KİMSİNİZ?Abdulaziz ALTEKİN
TAVUKLAR İŞLERİNİ İHMAL EDİNCEMecit Akgül
ANKET
En çok neyin kırıldı?
Tüm Hakları Saklıdır © 1997 - 2026 Midyat Habur | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA
Tel : / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA











