• Mardin37 °C
  • Diyarbakır35 °C
  • Batman34 °C
  • Şırnak34 °C
  • İstanbul30 °C

Abdulaziz ALTEKİN / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

GEÇMİŞİ KUTSAMAK: GEÇ ANTİKÇAĞ’DA HRİSTİYAN TARİH YAZIMI

14 Temmuz 2021 Çarşamba 12:30

İnsanoğlunun yeryüzünde varlığını sürdürmesine dair çeşitli iddialar atılmıştır ortaya. Ve kimi inanışlar da vardır. Evrim teorisi ile maymundan geldikleri iddiasında bulunanlar ve tüm iddiaları bir kenara bırakacak olursak, fıtraten insanoğlu hırslı bir o kadar azimli bir yapıya sahiptir. İşte günümüzdeki sorunların kaynağı budur.

Yaşadığımız çevre veya toplum içerisinde bir takım sorumluluklar üstlenir insanoğlu. Ait olduğumuz grubun haklarını korumak için gerekirse diğer gruplara zarar vermekten geri durmayız. Ben merkezli davranışlar, azim ve hırsla birleşince ortaya muazzam bir güç çıkar. Her ne kadar madden değilse de bu güç, manevi olarak her şeye yeter. Ne var ki bu yeterlilik kimi zaman nefsi doyurmaya yetmez ve sınırlar aşılır.

Hristiyan tarih yazımının temelinde bunlar yatmaktadır diyebiliriz. Hem Müslüman hem de Hristiyanları yok sayan Yahudilere karşı doğal olarak birlikte hareket etmeleri gerekirken Müslümanlar ve Hristiyanlar da kendi içlerinde karşı karşıya geldikleri için sürekli itilmiş ve yok sayılmışlardır. Kültürleri tahrip edilmek istenmiş, dilleri yok sayılmış, tarihlerine dair ne varsa görmezden gelinerek üstü örtülmeye çalışılmıştır.

Hristiyanların bir nevi yaşadığı bu soykırım, birçok başka millete daha yapılmıştır. Ve ne yazık ki ülkeler arasındaki bu amansız savaşta bazı milletler kendi benliklerini kaybederek onların himayesinde başkalaşım geçirmişlerdir. Kendi anadillerini dahi bilemeyen yeni nesillerin kültürlerine sahip çıkmalarını beklemek en büyük haksızlıktır şüphesiz.

Hristiyanlar, büyük tehlikenin farkına çok erken varmışlardır. Ve işe koyulup antikçağda tarihlerini yeniden ele almışlardır. Umut Var’ın; “GEÇMİŞİ KUTSAMAK: GEÇ ANTİKÇAĞ’DA HRİSTİYAN TARİH YAZIMI” adlı makalesinde bu konu işlenmiş ve erken dönem Hristiyan tarih yazımı incelenmiştir.

Antikçağ Hristiyan tarih yazımı, yazarları tarafından neredeyse küllerinden doğmuştur. Kendilerini erken dönem antik yazımının mirasçıları olarak gören yazarlar, Akdeniz’de varlığını sürdüren Yunan ve Romalılara yönelmişlerdir.

Hristiyan tarih yazınımının yazarları, Hristiyan tarihinde bir dönüm noktası başlatırlar. Ele aldıkları konuları gerektiğinde eleştirerek doğruyu bulma arayışına girmişlerdir. Bu çabaları sayesinde özgün ve objektif tarih anlayışının temellerini atmışlardır.

Yahudilerin kendilerini seçilmiş millet olarak görmeleri şüphesiz tarih anlayışında sübjektif yargılardan sıyralamamalarına neden olmuştur. Eski tarih araştırmacıları da bu bağlamda eğilmişlerdir konuların üzerine. Fakat erken dönem Hristiyan tarih yazınımı yazarları buna şiddetle karşı çıkmışlardır. Zira onlara göre tarih bir millete ya da toluma mal edilemeyecek kadar geniş bir perspektife sahiptir. Bir taş, bir sopa veya toplum herkes tarihe konu olabilir. Tarihin malzemeleri sınırsızdır.

Eski dünya tarihinde evrensellik anlayışı üç medeniyetin ortak paydaları arasında gidip geliyordu. Yunanlılar, Romalılar ve Museviler, ya ana temayı oluşturuyorlardı ya da yardımcı konuydular. Erken dönem yazarları bunu da ret ederek günümüz tarih anlayışına yakın bir görüş bildirmişlerdir.

Bugün hala bilim insanları insanlığın tarihi hakkında net bir bilgi öne süremiyorlar. Akdeniz ve çevresi, yarı tanrı ve yarı insanların dünyayı yarattığına dair iddialarda bulunurken uzak doğuda yaşayanlar bilinmeyen güçlere teslim oluyorlar. Muhtemelen bu yüzden insanlık dogmalara tıkılıp kalmıştır. Tıpkı yakın tarihe kadar Mayaların varlığı ve kendilerine oluşturdukları dokunmazlık zırhı gibi geçmişte de bu yapıya benzer birçok yapının varlığı kaçınılmaz olmuştur. Bunlardan biri olarak Erken dönem yazarlarının tarihi, Adem ve Havva ile başlatmış olmalarını verebiliriz ki bu kabul görmüş ve milyonlara hitap etmiştir. Hatta bu konu Hristiyanlardan çok Müslümanlar arasında yayılmıştır.

Erken dönem tarih yazımına etki eden bir diğer faktör felsefedir. Yunan inanışında var olan şans kavramı bu dönemde tamamen kaldırılmıştır. Hristiyan tarih yazarlarına göre hiçbir şey kendiliğinden var olmamıştır. Bununla çelişen bariz bir görüş öne sürerler. Hem şans kavramına ihtimal vermezler hem de bir tek Tanrı’nın kendiliğinden yani şans eseri var olduğuna inanırlar. Aslında bu durum, geldikleri noktada tıkandıklarını ve çıkış yolu olarak bir dogmaya sığındıklarını net bir şekilde gözler önüne serer. Zira, onlara göre tarih tamamen Tanrı’dan ibarettir. Tanrı, yaratır, yarattığı varlığa yön verir, her hareketini dizayn eder… kısacası her şeyi kendisi yapar. Müslümanlıkta var olan kulli iradenin karşılığı dersek yanlış olmaz.

Felsefede esas olan cevap değil sorudur. Sorunun düşündürme yeteneği ne kadar artarsa değeri de o kadar artar. Bu yüzden Yunan Filozoflar, kainatın ve evrenin var oluşuyla ilgili, insanların hür yaşamasından yeryüzünde var olanların diğer tarafın yansıması olduğunu söylemelerine kadar sayısız malumatlarda bulunmuşlardır. Bu durum Hristiyan tarih yazarları için bir çıkış yolu olmuştur. Filozofların söylemini evirip çevirip kendi süzgeçlerinden geçirerek, aslını tamamen tahrip etmeyecek şekilde Hristiyanlığa yorumlamışlardır.

Hz. İsa’nın doğuşundan önce baskı altında olan Hristiyanlar, hor görülüp itilip kakılmaktaydı. Yahudi ve paganların alayına maruz kalarak herhangi bir tarihe sahip olmadıkları iddiasını çürütmek hırsıyla yola koyulan Hristiyan yazarlar, Hz. Musa’nın dönemine kadar dayandırırlar tarihlerini. Aslında bu durum sadece savunma içgüdüsel bir hareketten başka bir şey değildir. Zira Hristiyanlar, asimile olmadan hayatta kalma mücadelesi vermektedirler. Bunu yaparken farkında olarak veya olmayarak kendilerine komşu milletlerden etkilenmişlerdir. Daha sonra ortaya çıkardıkları düşüncelerde Yunan filozoflarının etkisi net bir şekilde görülmektedir. Her ne kadar Hz. İsa ile tarihlerini zirveye taşısalar da bu etkiden kurtulamamışlardır.

Hristiyan tarih yazarları, her ne kadar asimile olmadan hayatta kalma mücadelesi verdiklerini iddia etseler de ileriki zamanda Roma imparatorluğunda bu söylemin tam tersiyle karşılaşırız. Hristiyanlar, Roma imparatorlarından ve imparatorluğundan gördükleri eziyete rağmen Roma’yı övmekten geri durmamışlardır. Çünkü o dönemin süper güçlerinden biri olan Roma’nın içerisinde Hristiyanların var olması onlar için geçerli bir nedendir.

Hristiyan tarih yazarları daha da ileri giderek Roma’nın yıkılışını dünyanın son bulması, yıkılması ile eş değerde görürler. Onlara göre Roma, Tanrı tarafından kutsanmıştır. Fakat çok geçmeden Roma’nın parçalandığını gören yazarlar hemen söylemlerini değiştirip hamilik sıfatına sığınırlar. Onlara göre bir devlet yıkılıyorsa onun yerine daha iyi biri geçecektir ve dünyaya hükmedeceklerdir.

Daha önce karşılaştığımız bir çelişki burada da tekerrür eder. Hristiyan yazarlar, Roma’nın yıkılışını Hz. İsa’nın gelişini müjdeleyici olarak yorumlarlar. Bu yüzden Batı Roma’nın yıkılışından sonra kutsaliyeti alıp Doğu Roma’ya verirler. Ne var ki Doğu Roma yıkıldıktan sonra Osmanlı Devletini görmeyip Rusya’ya yönelmeleri, içinde bulundukları çelişkiyi gözler önüne sermiştir.

Hristiyanların Doğu Roma imparatorluğunun yıkılışından sonra Osmanlı Devletini seçmemelerinin en büyük nedeni İslam’dan kaynaklanmaktadır. Müslümanların fetih hareketlerine karşılık kimlik edinme yarışında olan Hristiyanlar, Osmanlı Devleti himayesinde benliklerini koruyamayacaklarını düşünmüş olabilirler. Zira Arap yarımadasının bir kentinde doğup yavaş yavaş dört kıtaya yayılan İslam, gittiği her yerde kabul görmüştür. Bu durumdan tedirgin olan batı dünyası, daha fazla ileri gitmelerini engellemek için ilk haçlı seferlerini bu nedenle yapmışlardır.

Her ne kadar Hristiyan Tarih yazımı, içgüdüsel bir savunma ile başlayıp asimile olmadan hayatta kalma mücadelesi ile devam etmişse de Yunan ve Roma gibi medeniyetlerden faydalanarak kendi düşünceleriyle günümüze değin etki eden muazzam eserler vermişlerdir. Hristiyanların böyle başarılı olmasının arka planında yatan etkenler saymakla bitmez. Fakat bana göre en büyük pay Haçlı seferlerindir.

 

Bu yazı toplam 505 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
ANKET
Türkiye'nin en iyi ve en güven veren lideri kim?
Tüm Hakları Saklıdır © 1997 - 2021 Midyat Habur | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : / Faks : 04824641346 | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA