• Mardin36 °C
  • Diyarbakır30 °C
  • Batman26 °C
  • Şırnak29 °C
  • İstanbul31 °C

Abdulaziz ALTEKİN / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

SAYGI

22 Temmuz 2023 Cumartesi 14:37

Ekonomik krizin yükselmesiyle artık varlığını gizlemeyen kutuplaşma, her alana yayılmaya devam ediyor. Ve maalesef hiç kimse bunun önüne geçmeye çalışmıyor.

Aslında bu durum yeni bir şey değil. Duyguların esiri olan halka ırkçılık adı altında faşizmin dayatılması, dayatılan faşizmle birlikte sürekli birilerin düşman olarak gösterilmesi hep var olan bir taktikti. Bu sayede baronlar servetlerine yeni servetler katarak sırtlarını güçlendirirken vatandaş, bir zamanlar can ciğer olduğu kapı komşusuyla kanlı bıçaklı bir düşman haline gelecekti. Nitekim öyle de oldu. Fakat ekonomi bu raddeye gelmeden önce ne olduysa hep içimizde kaldı. Şimdi ise bağıra çağıra dillendiriliyor.

Evinde neredeyse yiyecek bir lokma ekmeği olmayanlar da bu kutuplaşmada yer alıyor; yatları, katları, villaları olanlar da. Tek fark, zenginler körü körüne taraf olmuyorlar. Oluyorlarsa muhakkak bir çıkarları vardır. Garibanlar ise sırf kutuplaşmanın bir tarafında durmak için oluyorlar. Ne de olsa rengini belli etmek gerek.

Durduk yere kimse kimseye diş bilemedi elbet. Herkesin kendince bir mazereti var. Az önce de belirttiğim gibi, bazıları çıkarları için bu yola giriyor bazıları da rengini belli ederek ben de buradayım demek için sömürülmeyi göze alıyor. İşte tam da bu yüzden ortaya serilen mazeretlerin haklılık ve haksızlık boyutuna kimse bakmıyor. Benim taraf olduğum kutup ne söylerse doğrudur, karşı taraf ise yanlış.

Böyle bir ortamın oluşması için belli ki çok uğraş verilmiş. Kimi zaman dini kullanmışlar kimi zaman dil ve ırkı. Bu günlerde ise cinsiyetten sahip olduğumuz her şeye kadar, gözyaşlarının rengini bile kullanıyorlar.

Özellikle burada kişileri karşı karşıya getiren değerler konusunu ele almak istiyorum. Zira kutuplaşmanın artmasında sıralama yapılırsa, şüphesiz birinci sırayı alır.

Değerler üzerinden yapılan tartışmalar halkı karşı karşıya getirmiş durumda. Çünkü değerlere yapılan saldırılar tek taraflı değildir. Farkında olarak ya da olmayarak yapılan saldırılarda her iki taraf kendini haklı, karşı tarafı haksız görmekte. Bunun sayısız nedeni var. Fakat kimse kendini diğer tarafın yerine koymuyor. Empati kurmak dahi istemiyorlar.

Taraflardan biri;

Kurslardaki tecavüzleri,

Yok sayılan kadın haklarını,

Çalınan yardım paralarını,

Değerleri kullanılarak yapılan yolsuzlukları öne sürerken diğeri;

Putlara tapmayı,

Değerlere açılan savaşı,

Kâfir olmakla suçlamayı,

Ve toplumsal bozulmayı gündemde tutmaya çalışıyor.

Her iki taraf da orta yolda buluşmak istemiyor. Öyle bir çabanın içine girmiyorlar zaten. Yaptıkları hareketlerden çıkarımda bulunacak olursak, herkes kutuplaşmanın artması ve kaosun büyümesi için çalışıyor sanki!

Daha önce birçok yazımızda dile getirmeye çalıştık. Atalarımızın yaptığı doğru ve yanlışları savunup geleceğimize yön veremeyiz. Brown’un dediği gibi, aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek delilik belirtisidir. Avrupalıların uzaydan yer kapmaya çalıştığı bu çağda ne yazık ki hala içimizdeki deliliği diri tutuyoruz.

Falanca tarihte ibadethanelerimiz ahır yapıldı.

Benim başörtülü bacımın üniversiteye girmesi engellendi.

İbadet ederken bana işkence yapıldı…

Ya da;

Farklı görüşü savundukları için toplu halde yakıldılar,

Kadınların özgürlüğü yok edildi,

Eleştirdikleri için dinden aforoz edilip hedef gösterildiler…

Yukarıdaki sözlere benzer binlerce sözü sıralayabiliriz arka arkaya. İyi de kime ve neye faydası dokunacak bunun? Aksine aynı sokağın çocuklarına sadece zarar getirir. Fayda dokunacaksa, kaostan beslenenlere dokunur başka kimseye değil.

Üç günlük dünya hayatına gerçekten bunun için mi geldik? Yok onun ibadeti, yok diğerinin dini. Neden Yaratan’ın dediği gibi herkes kendi özgür kararını veremiyor da birbirleriyle çatışarak kutuplaşmayı körüklüyor?

Cennet ve cehennem, ödül ya da ceza maalesef kendini bilmezlerin eline düşmüş.

Sen bunu yapmazsan cehenneme gideceksin.

Bunu yap sana cennete bilmem kaç tane huri verilsin.

İlişki esnasında başkasını düşün de çocuğun onun gibi olsun…

Bu tür konuşmalar karşısında din düşmanları hemen harekete geçip gariban vatandaşı gaza getirirler. Birkaç kişinin söylediklerini din olarak göstermeye çalışıp var olan kutuplaşmayı arttırırlar. Kimse de çıkıp demez ki yahu senin düşüncelerine katılmıyorum. Ben ateistim ya da şu dine bağlıyım beni alakadar etmez. Fakat herkes ağza alınmayacak küfürler eder, hakaretler havada uçuşur, herkes herkese kendi düşüncelerini dayatır.

Normalde söyleyen belli. Amaç provokatörlük olabilir. Ama bunun bir önemi yoktur düşmanlar için. Çünkü onlar istediklerini almışlardır. Bunun üzerinden halkı kışkırtmaya çalışırlar. Kaostan beslendikleri için iyi niyetli olanları da raydan çıkarıp kin ve nefret ekerler içlerine. Ve bir kıvılcımla yakmaya çalışırlar herkesi. Dikkatinizi çekmek isterim burası önemli. Herkesi içine alacak bir yangından bahsediyorum. Çünkü taraflar karşı karşıya geldikten sonra kendileri kenara çekilip her iki tarafın telef olmasını arzulayarak seyrederler.

Peki, karşı tarafta nasıl tepkiler var?

Din min diye bir şey yok.

Örtünenler ya da ibadet edenler gericidirler.

Şunu istiyorsan yallah Arabistan’a…

Gördüğünüz gibi taraflar arasında masum olan yok. Birileri bilerek kuyuya bir taş atıyor, herkes o taşın etrafında dört dönüp birbirine saldırıyor.

İnananlar arasında masum olanlar, bu tepkiler üzerine uyanıkların ve servetlerine servet katanların yanında ölümüne durmaya başlarlar. Aslında onların tek istediği kendi inancını özgürce yaşayabilmek. Fakat bilerek birkaç din tüccarına yapılan saldırı ve o tüccarların bu saldırıları dine yapılmış gibi göstermeleri sonucunda herkes müdafaaya geçer. Amaç dini savunmak olsa da, farkında olmadan o tüccarı ölümüne korurlar. Ve her iki taraf istediğini almış olur. Servetine servet katanlar ile din tüccarları aradan çekilir, geriye gariban halk kalır ve ölümüne didişirler.

Muhakkak çok duyup neredeyse hiç kimsenin yapmadığı bir şey söyleyeyim: Hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa!

Eğer konuşmayı ve dinlemeyi öğrenirsek, ortada çözülmedik sorun kalmaz. Önce derdimizi ifade ederiz. Sonra bu derde çare ararız. Ve nihayetinde orta yolda buluşuruz. Kimsenin tiyatrosunda ne figüran oluruz ne de ellerinde birer kuklaya döneriz.

Seversiniz sevmezsiniz,

Taparsınız tapmazsınız,

Ya da içten içe nefret dahi duyabilirsiniz,

Fakat insansanız, ne olursa olsun saygı göstermek zorundasınız.

İnananlar için: Din, hiç kimsenin tekelinde değil. Madem cennet ve cehennem var, o zaman anlıyoruz ki bunun karşılığını yalnızca Yaratan verir. Şurada geçiyor bunu öldürelim, buna işkence yapalım, bu kafir kovalım gibi aşırı sözlerin sahipleri bilin ki iftira atıyorsunuz. Çünkü hadiste açıkça ifade edilmiştir: “Allah katında dünyanın yok olması, mümin bir kimsenin öldürülmesinden daha iyidir.” Olmayan hikayeler uydurup kendinize göre dini yorumlayamazsınız. Burası bir imtihan yurdu dedikten sonra bizimle aynı düşüncede olmayanlara eziyet edip onları öldürmek ve bunu Yaratan için yaptım demek, en ağır sözleri hak etse de yazıyı kirletip sizi rahatsız etmemek adına susuyorum, en basitinden kocaman bir iftiradır.

İnanmayanlara gelecek olursak; Din yobazlıktır, şunlar gericidir, bunlar yobazdır dedikten sonra özgür bir dünya istediğini iddia ediyorlar. Peki, özgür olmak demek herkesin hakkına, hukukuna saygı göstermek demek değil midir? Ben ülkemi dincilere teslim etmeyeceğim ama Avrupa’da her şey serbest oraya geçelim demek de ikiyüzlülüktür.

Daha önce de belirttiğim gibi, bu söylemler birileri tarafından bilerek söyleniyor ve tekrar tekrar duyulana kadar haykırılıyor. Aklıselim bir şekilde konunun üzerine eğilirse aslında ortadaki çelişkiler hemen göze çarpar. Ama o kadar dolduruşa geliyoruz ki ilk tepkimiz ya saldırmak oluyor ya da küfür edip hakaretler savuruyoruz. Kimse de çıkıp taşın altına elini koyarak sorunu konuşarak halledelim demiyor.

Son olarak Kuran yakmalarına değinip yazıyı bitireyim.

Kuran’ı okumuyor ya da sevmiyor olabilirsin. Herhangi bir dine inanamayabilirsin de. Fakat bu sana o dinle, inanışla alay etme hakkını tanımaz. Nesneler gelip geçicidir. Bir bayrak Kuran yakılır yerine başkası dikilir, başkası basılır. Ama nefret ve sevginin yerini başka bir nefret ve sevgiyle dolduramazsın. Mutlaka bir şeyler eksik kalır. Ve bugün yapılan tam da budur. Sürekli nefret tohumları ekiliyor. Nasıl ki herhangi bir dinin kutsalına saldırıldığında ve herhangi bir inançsıza hakaret edildiğinde kınıyorsak, taraflı tarafsız herkes bunu da kınamalıdır. Çünkü bu da İslam’a inananların kutsalıdır.

Aynı şeyleri tekrar etmek istemiyorum. Ama bu yapılanların arka planına bakmaya çalışın lütfen. Bu olanlar kime yarar ve zararı kime dokunur.

Kutuplaşmanın iki tarafına değinip yanlışları dile getirmeye çalıştık lakin biliyorum ki bu yazıyı okuduktan sonra bile bazıları hala kendi düşüncesini savunup kendini sonuna kadar haklı görecektir. İstediğinizi yapın. Sonuçta kimseye yar olmayacak bir dünyada herkes yaptıklarıyla anılır. İyilik ekersen, senden sonra herkes iyilik biçer. Nefret ve kin kusarsan yine o şekilde anılırsın.

Son olarak, ahiret inancı olan da var olmayan da. Cennet veya cehennem o kadar umurumda değil aslında. Burası geçici hayat diğer taraf ebedi falan filan. Bence hiç fark etmez. Beni bu taraf ilgilendiriyor. Eğer dünyada cehennemdeysem neyleyim diğer taraftaki cenneti. Yok eğer burada cenneteysem bana ne diğer taraftaki cehennemden. Kutuplaşıp çatışarak cennet ve cehennemi ya da dünyayı kazandığına inananlara son sözüm: Benim istediğim tek şey, amasız fakatsız insan olduğun için saygı gösterip saygı görmek. Gerisi Yaratan ile kul arasında. Ve buna karışmak kimsenin haddine değil. Vesselam…

 

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Mardin nöbetçi eczaneleri
ANKET
Midyat'ın İl Olmasını İstiyor musunuz.?
Tüm Hakları Saklıdır © 1997 - 2024 Midyat Habur | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : / Faks : 04824641346 | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA