• Mardin36 °C
  • Diyarbakır30 °C
  • Batman26 °C
  • Şırnak29 °C
  • İstanbul31 °C

Abdulaziz ALTEKİN / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

KEŞKE HER GÜN OLSA

18 Mart 2024 Pazartesi 08:55

Öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki, maalesef bu cümleyi kurmak zorunda kalıyoruz: Keşke her gün olsa!

Bizi kıskanan, hasedinden çatır çatır çatlayan Avrupalılarda bunu görmek mümkün değildir. Çünkü onlar haklarının farkındalar. Ve hakları gasp edildiğinde ne yapacaklarını gayet iyi biliyorlar.

Yakın tarihte yaşandığı için Fransız çiftçileri bu konuda örnek olarak gösterebiliriz. Hak ettiklerini alamayınca gerektiğinde tüm yolları trafiğe kapattılar. Bazen de yöneticilerin evini hayvan pisliğine boğdular. Sonunda cumhurbaşkanı geri adım atmak zorunda kaldı. Neden diye sormayın. Ülkenin gerçek sahipleri halktır bu yüzden.

Bizde durum nasıl?

Kendimize hizmetkâr olarak seçtiklerimiz, bizim sırtımızdan kazandığı maaşla yetinmeyip bizleri eze eze her istediğini elde ediyor susuyoruz. Yetmiyor yakın çevrelerine de yediriyorlar yine konuşmuyoruz. Ve artık yakınlarının da yakınlarına sıçrayınca bu iş kalkıp alkışlıyoruz.

Başa geri dönelim. Çalışıyoruz, fırsat bulamıyoruz ya da iç ve dış dengeyi sağlasınlar, düzenimiz bozulmasın diye halk dört beş yılda bir seçimle görevlendirir bazı şahısları. Bunlar, bizim ödediğimiz vergilerle maaşlarını alırlar. Çalışıp hak edene helali hoş olsun. Lakin çalışıp hak edeni mi seçiyoruz?

Ne yazık ki toplumun güce tapma gibi bir acziyeti var. İşin ehli olanlar genelde gariban oluyorlar. Bu yüzden aşiret üyeleri ya da iş insanları ön plana çıkıyor. Halk zannediyor ki kendi ceplerinden bir şey dağıtıyorlar. Bilmiyorlar ki her şey onların verdiği vergiyle karşılanıyor.

Hal böyle olunca seçilen varlıklı şahıslar, halkın içinden gelmedikleri için vatandaşın derdinden bir haberler. Örneğin hayatında et yiyemeyen garibanlara öğüt olarak kilo ile alamıyorsanız gidip bütün kesip dolaba atın diyebiliyorlar. Ya da herhangi bir felakette sırf birkaç kare fotoğraf için güzelce süslenip acıların üzerine konabiliyorlar.

Başta da dediğim gibi. Aslında bu coğrafyanın suçu! Onlar kimsenin başına silah dayayıp seçilmiyorlar. Herkes hür iradesiyle sandığa gidiyor. Araştırma ya da sorgulama yok. Sadece güç gösterisi kimin daha fazlaysa o alır.

Biz bunları biliyoruz da toplum mühendisi haline gelen şahıslar bunu bilmiyor mu? Seçimden hemen önce sokaklara inip bas bas bağırmalarının nedeni bu. Gerçi bir diğer neden daha var. Halkın her şeyi çabuk unuttuğunu da biliyorlar. Bu yüzden özellikle son haftalara yoğunlaşıyorlar.

Bu kaderi değiştirebilir miyiz?

Topluma baktığımda şu an için imkânsız. Kimse kimseyi dinlemiyor. Herkes herkese düşman. Kendilerini ezenleri görmektense, gölgesine basıp geçen garibanları saldırmayı tercih ediyorlar. Konuşmayı bilmeyenler, aynı çatı altında huzurla yaşayamazlar.

Tam da bu yüzden keşke her gün seçim olsa dedik.

Lütfen hafızalarınızı şöyle bir silkeleyin!

2019 seçimlerinden sonra seçtiğiniz başkanları kaç defa gördünüz? Yanına rahat gidebiliyor muydunuz? Makamında hiç bulundu mu? Sokakta en son ne zaman karşılaştınız?

Soruları çoğaltabiliriz fakat nafile. Hepimiz bunların cevabını gayet iyi biliyoruz.

Seçim öncesi adaylıklar açıklanmayana kadar hiçbiri ortada görünmez. Ama ne hikmetse seçim arifesinde ya pazarcı olurlar ya da ev hanımı. Ya şoför olurlar ya da hayvan sever. Bazen sokakta ulu orta karşınıza çıkar binlerce kamerayla beraber. Bazen evinize yardımcılarını gönderirler.

Kaldırımlarda adım atamazsınız afişlerden. Her köşe başına bir resim asılır. Parti bayrakları caddeleri süsler. Ortalık ana baba gününe döner.

Her gün çeşitli gazetelerde boy boy reklamları çıkar. Yapabilirlerse televizyon kanallarına konuk olurlar. Seçim bürosu için milyonları dökerler.

Yukarıdakiler neyse de, her gün ve her saat başımızı şişirirler. Normalde gürültü kirliliğinin cezası var diye biliyorum. Ama bunlar o cezadan da muaf galiba. Bazen okul önlerinde olurlar bazen hastane sokağında. Bazen kütüphane arkasında bazen köy meydanında. Ne hasta dinlerler ne de öğrenci öğretmen! Gidebildikleri her yere bu kirliliği ulaştırmaya çalışırlar.

Kısacası insanları artık umursarlar.

Feministlerin şiddetle karşı çıktığı bir cümle var. Umarım bizi de hedef tahtasına oturtmazlar ama tabloyu özetleyen en güzel söz bu bence: Kısa süre zarfında da olsa, vatandaşı ADAM YERİNE KOYUYORLAR!

İçinde bulunduğumuz gaflet uykusundan kısa bir zaman içerisinde uyanamayacağımız kesin olduğu için keşke her gün seçim olsadiyoruz.

Her eve erzak yardımı yapılır,

İşsizlerin listeleri özenle çıkartılır,

Sokaktaki garibanlar doyurulur,

Asla selam vermediklerinin telefonları harıl harıl çaldırılır,

Seçim bürosuna girmeleri için vatandaşın önünde el pençe divan durulur,

İnsana insanca muamele edilir.

Haklarını bilen bir millet için yukarıda saydıklarım ve sayamadıklarım şüphesiz zulümdür. Fakat çaresizliğe alıştırılmış bir toplulukta bunlar birer lütuftur. Vesselam…

 

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Mardin nöbetçi eczaneleri
ANKET
Midyat'ın İl Olmasını İstiyor musunuz.?
Tüm Hakları Saklıdır © 1997 - 2024 Midyat Habur | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : / Faks : 04824641346 | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA