

Uludere Katliamı Kürtlere bir mesajdır
SELAMİ İNCE
BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş ile Uludere katliamını ve katliamın sonuçlarını konuştuk. Demirtaş, Uludere’nin bölgenin yeniden dizayn edilmesi projesinden ayrı düşünülemeyeceğini vurguluyor.
>>>>Uludere’den sonra Türkiye’nin toplumsal olarak bölündüğünü söylediniz. Sonra da AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik sizi gerçekten ötekileştiren bir açıklama yaptı ve “Kılıçdaroğlu’na helikopter verirsek yarın Demirtaş’a da vermemiz lazım” dedi. Bölünmenin boyutları ne?
Uludere trajedisinden sonra bahsettiğim ‘toplumsal bölünme’ durumu yeni ortaya çıkan bir şey değil. Uludere’de emin oldum. Türkiye toplumu Uludere’den sonra keskin çizgilerle ikiye bölünmüştür. Bu katliama üzülenler, olanları anlamaya çalışanlar ve halkla dayanışma içinde olmak isteyenler bir yandaydı. Diğer yanda da katliamı yok sayanlar, örtmeye çalışanlar ve söylemeye dilim varmıyor ama buna sevinenler vardı. Özellikle sosyal medyada sevinenler vardı. Dolayısıyla, Türkiye toplumunun kesin bir biçimde ruhsal olarak ikiye bölündüğü görülüyordu. Bu bölünmüşlük bence sınırlarla bölünmeden daha vahim. Bir ülke ancak böyle bölünür. Bir ülke duygu düzeyinde bölünmüşse, artık ortak sevinç, ortak hüzün duygusu yoksa ülkede bölünecek çok şey kalmamış demektir.
>>>Sadece AKP hükümeti değil, toplum Kürtleri ötekileştirmeye mi başladı?
Evet, ama toplumu bu duruma AKP’nin uyguladığı politikalar getirdi. Sürekli ötekileştiren, acıları da hüzünleri de hor gören, sürekli bu sorun üzerinden ötekileştirici, ayrımcı bir dil geliştiren hükümetin kendisidir. Hükümetin kontrolündeki medyadır. Bu bakımdan toplumdaki ayrımcı, ötekileştirici durum hükümet politikalarından bağımsız değildir. Her şeye rağmen, Uludere’de yaşanan trajediden sonra eminim ki, Türkiye’de yaşayan çok sayıda kimse, demokrat kesim bu acıyı yüreğinde hissetti.
Ancak, hamaset nutuklarında söylenen “tasada kıvançta biriz, beraberiz” laflarının toplumun gerçeğini yansıtmadığı ortaya çıktı. Sonuçta yaşadığımız bir ülkede, acıların, trajedilerin herkes tarafından hissedilmemesi sevindirici bir şey değil elbette. Bu durum çok acı verir. Ben bu acıyı dile getirdim. Bu acıyı bile istismar edip, bunu bile ayrımcılığın bir vesilesi haline getirdiler.
Ancak, Başbakan’ın, AKP yöneticilerinin tepkilerinden sonra ne demek istediğim daha iyi anlaşıldı. Evet, bu ülke duygusal olarak bölünmüştür. Benim gibi düşünenlere, benim gibi hükümete bakanlara hükümetin nasıl ayrımcılık yaptığını, hükümet partisinin sözcüsü çok net bir biçimde ifade etti. Ancak bu durum beni şok eden bir durum değil, Türkiye’nin gerçeği budur. Biz hiçbir zaman devletin ortağı olarak görülmedik. Devlete vergi veriyoruz, askerlik yapıyoruz ama devletin, iktidarın ortağı olma şansı bize hiçbir zaman verilmedi. Bu helikopter meselesi bunun küçük bir örneğidir.
>>>>Tam da Bülent Arınç “Herkese tüm haklarını vereceğiz” demişti ki bunlar oldu. Uludere’den sonra AKP’yle ilişkilerinizi kestiğinizi söylediniz. Arınç’ın açıklamalarından umutlanmış mıydınız?
Samimiyetle söylüyorum Bülent Arınç’ın açıklamaları bizde bir heyecan yaratmadı. Daha önce benzer sözleri Başbakan dahil AKP cenahından birçok kişi etti. Bunun tarihi bir hesaplaşma, yüzleşme konuşması olmadığı da ortadaydı. Bütçe kapanış konuşmasında söylenen bu sözleri, KCK operasyonlarıyla sıkışan, teşhir olan hükümetin bir manevrası olarak algıladık. “Haklarınızı teslim edeceğiz” diyen bir hükümet bunu bütçe kapanış konuşmasında söylemez. Haklar bellidir, hakların verilmesi için adımlar atar. Hiçbir şey yapmasa, bu hakları isteyenlere karşı yürüttüğü operasyonu durdurur. Tutuklamaları ve askeri operasyonları durdurur. “AKP ile bütün ilişkilerimiz kestik” diye bir şey yok ama doğrusu “bunlarla oturup neyi konuşacağız ki” diye düşünüyoruz. Bu zihniyetle biz neyi konuşacağız?
>>>>Sizce Arınç’tan çok İçişleri Bakanı Şahin mi AKP’yi temsil ediyor?
Hepsi AKP. Bir yapbozun parçasıdır bunlar. Sonuçta ortak politika yapıyorlar ve politikalarının temelini, “Kürtlere bazı haklar vermek zorundayız, bundan kaçış yok ancak Kürtlere ne kadar az hak verirsek o kadar iyi. Kürtlere karşı devleti ne kadar güçlü tutarsak bizim açımızdan o kadar iyi” düşüncesi oluşturuyor. Arınç ve Şahin aynı sistemi işletiyor. Biri gevşetirken diğeri sıkıyor. Denge böyle sağlanıyor. Ancak temel paradigmaları milliyetçilik ve ırkçılık, bize yaklaşımları bu yönde. Özgürlük yaklaşımları kesinlikle çok sığ ve demokrasi anlayışları da oldukça düşük. İçişleri Bakanını eleştirebilirsiniz, ama içlerinde en dürüstü, en samimisi de o. Özü sözü bir. Aslında bu açıdan bakınca da, “İçişleri Bakanı ne diyorsa, AKP odur” dememiz gerekiyor.
>>>>Peki, AKP’yle ilişkileri ‘askıya almanız’ Anayasa çalışmalarından çekildiğiniz anlamına gelir mi?
Hayır, biz Anayasa çalışmalarını AKP ile değil, Parlamento çatısı altında Anayasa Komisyonu ile yapıyoruz. Burada muhatabımız AKP değil. Türkiye’nin temel sorunları dışarıda tartışılsa, sokakta dillendirilse, her yerde gündeme gelse de Meclis’te Anayasal çözüme kavuşturulmalı. Ancak AKP ile görüşmeleri kestik demiyoruz, ortaya koydukları politikalar, takındıkları tavırlar ve yaptıkları açıklamalar nedeniyle şimdi görüşme ihtiyacı duymuyoruz sadece.
>>>>Tekrar Uludere’ye dönersek, bu zamana kadar devletinin ve AKP’nin yürüttüğü politika açısından Uludere’de ne tür bir kesin kopuş oldu? Uludere’yle yeni bir dönem mi başladı yoksa gerçekten AKP açısından bir operasyon kazası mı yaşandı? Bölge siyasetiyle ilgisi ne yaşananların?
Orada bir yol kazası yaşandığına inanmıyorum. İlk saatlerden beri oradan gelen bilgiler, gözlemlerimiz, bunun bir operasyon kazası olmadığını gösteriyor. Böyle bir katliamdan bütün AKP’lilerin haberinin olması gerekmez. Bakanlar, Milletvekilleri, AKP yöneticileri bile bilmiyor olabilir ama sonunda hükümetin siyasi sorumluluğunda, sivil insanlar uçaklardan bombalanmıştır. Bunun sorumlusunu bulmak da bizim görevimiz değil, icra makamında kim varsa, sorumluları onların ortaya çıkarması gerekir.
Özellikle Ortadoğu’da Suriye-İran eksenindeki, Kuzey Afrika’daki değişimler, halk hareketleri, yeniden dizayn süreçleri birlikte değerlendirildiğinde şöyle bir mesaj çıkıyor ortaya: Kürtler bu yeniden dizayn sürecinde aklını başına alsın. Biz gerektiğinde sivilleri de hedef alan istediğimiz her şeyi yaparız. Buna gücümüz var. Gördüğünüz gibi istediğimizi yaparız, üstünü de kapatırız. Çünkü medyayı, yargıyı kontrol edebiliyoruz, uluslararası toplum yaptıklarımıza sessiz kalabiliyor, her şeyi ayarlamış durumdayız. Dolayısıyla Kürtler yeniden dizayn sürecinde aklını başına alsınlar, siyasal statü, bilmem yeni haklar, özgürlükler gibi şeyler talep etmeden önce bir kez daha düşünsünler.
>>>>Yani Kürtler Arap baharına falan heveslenmesin mi?
Bunu da Bahçeli çok açık ifade etti. Bahçeli, “ordumuz doğru yapmıştır, olması gereken budur” dedi. Yani siyasi olarak bu işin peşinde koşanlar da bilmeliler ki, bundan böyle bu tür işler yapılacaktır. Bu sadece Türkiye’deki Kürtlere yönelik bir şey de değil. Sınırın tam üstünde insanların vurulmuş olması aynı zamanda Güney Kürdistan’a bir mesajdır. 100 metre ötede vurulmuş olsalardı durum Güney Kürdistan Hükümeti ile Türkiye arasında bir siyasi krize neden olacaktı. 100 metre beride vurulsalardı Türkiye topraklarında katledileceklerdi. Tam sıfır noktasında vurulmuşlardır. Her tarafa net mesaj veren ama olayı muğlakta bırakan, kendileri açısından üstü örtülmesi kolay bir operasyon yapılmıştır.
Bir mitingi, bir gösteriyi herhalde savaş uçağı ile bombalayamazlardı. Öyle bir şey olmalıydı ki, hem siviller katledilmeli, hem olayın üstü örtülmeli hem de Kürtlere net mesaj verilmeli. Bu anlamda planlanmış başarılı bir operasyondur bu.
>>>>Türkiye bu operasyonla ABD’den sonra bölgedeki “esas oğlan biziz” mesajı mı vermek istedi?
Tabii, “Kürtler kendisini bir güç olarak görmesinler, görmeye de yeltenmesinler. Ya bizim kanatlarımız altında kalırlar ya da biz böyle operasyonlar yapmayı göze alırız” mesajı vermek istemiştir.
>>>>Bunlara rağmen Türkiye Ortadoğu’daki altüst oluşlardan etkilenemeyecek mi? Her şeyi sürekli kontrol altında tutabilir mi?
Etkilenmez olur mu? Türkiye olup bitenlerden çok etkilendi ve KCK operasyonu adı altında tutuklanan arkadaşlarımız bu çerçevede toplandı. KCK davasında arkadaşlarımız belli bir suç işledikleri ya da eylemde bulundukları için değil, muhtemel bir eylemde bulunulmasından korkulduğu için tutuklandı. Yeni Anayasa, yeni statü tartışması, yeni bölgesel dizayn tartışmaları yapılırken Kürtlerin sesi soluğu çıkmasın diye arkadaşlarımız tutuklandı.
Suriye gibi bir denge ülke ciddi bir değişime uğrarsa, Türkiye’nin bundan etkilenmemesi mümkün değil. Irak’ın Sünni, Şii ve Kürt toplumu olarak bölünme ihtimalinden söz ediliyor ve bu bölünmenin Türkiye’yi etkilememesi mümkün değil. Batılı egemen güçler Ortadoğu’da oluşacak yeni sistemin kendi istedikleri neo liberal politikalara uygun, pazar anlayışlarına göre yönetimler altında olmasını istiyor. Onların müdahalesi bu yöndedir. Ama bu bölgelerdeki tüm halklar da ortaya çıkan tarihi fırsatı kendi lehlerine çıkarmak istiyor. Bu gerilim üç beş ayda şekillenecek bir süreç değil ve devam edecektir.
>>>>Peki, bölge insanı ne düşünüyor şimdi? Sizin seçmeninizin ruh hali nasıl? Siyasi kurumlar dışında Kürt insanının hissiyatı nasıl oluştu?
Bölge insanı bunun açık bir katliam olduğunu düşünüyor ve çok büyük bir öfke duyuyor. Bu zamana kadar söylenenler, yapılanlar, AKP’nin yaklaşımları bu tür katliamların yapılabileceğini gösteriyordu. Bırakın bizim seçmenimizi, seçmenimiz olmayan Kürtlerde katliama karşı büyük bir direniş ruhu var. Halk bundan korkmadı, ürkmedi, geri adım da atmadı. Bu katliam halka AKP’nin çirkin yüzünü deşifre etti ve AKP’yi yenilgiye götürecek yeni bir süreci de bizim açımızdan başlattı. Kürtler bu mesajdan bir direniş çıkaracaklar ve çıkarıyorlar da.
>>>Tam da 33 Kurşunun sorumlusu General Muğlalı’nın ismi garnizonlardan silinirken, geçmişle hesaplaşma yapılır, özür dilenirken, böyle bir katliamın gerçekleşmesi geçmiş hesaplaşması ve özrün samimiyetsiz olduğunu mu gösteriyor? Bir de eskiden ordunun her yaptığını didik didik eden AKP şimdi neden sessiz?
Ordu şimdi kendi kontrolünde ve orduyu istediği zaman, operasyonları için istediği gibi kullanıyor. Bu durumu Genelkurmay Başkanı da açıklıyor. 33 Kurşunla bu olay arasında devlet mantalitesi açısından farklı bir şey yok. Devlet, Kürtler üzerinde otorite olma çabasını sürdürüyor, o zaman da sürdürüyordu. Her şeye rağmen Mustafa Muğlalı 33 kurşundan yargılandı, ceza aldı, hapse kondu. Ama bugün Uludere ile ilgili açığa alınmış, soruşturulmuş bir tek devlet yetkilisi yok. Olayla ilgili gözaltına alınanlar var, doğru. Ama sadece o köyde kaymakamı protesto eden köylüler.
Bana göre 80 yıllık devlet politikasındaki Kürtlerle ilgili asimile etme, tekleştirme politikaları ulus devletin kuruluşundan günümüzdeki neo liberal politikalara kadar sürdürülmektedir. Sadece Uludere’de değil Hopa’da da, İstanbul Taksim’de de bunun gereği yapılmaktadır. Sadece Kürtlere karşı değil, özgürlük isteyen bunların politikalarına karşı duran her kesime bu yapılmaktadır. Kürtler etnik kimlikleri nedeniyle, asimilasyona tabi tutuldukları için bundan daha fazla etkileniyor elbette. Ancak Türkiye toplumunun tamamı bu tekleştirme politikalarının mağdurudur. Tekleştirmekten kasıt Türkleştirmektir ama Türkler bu politikadan hiçbir zaman kazançlı çıkmadı.
Bu tekleştirme politikası yaşamın bütün alanlarının tekleştirilmesi politikasıdır. Sadece Kürt kimliğinin yok edilmesi değil, ekonomi politikalarıyla, kültürel politikalarla, sosyal politikalarla bütün toplum teslim alınmak istenmektedir. Bunun için yeri geldiğinde savcı, yeri geldiğinde Milli Eğitim Müdürü, yeri geldiğinde savaş uçağı, yeri geldiğinde gaz kullanılıyor. AKP sadece bu işin şimdiki yürütücüsü.
>>>>Yeri geldiğinde de solun bir kısmını kullanılıyor herhalde. AKP’nin demokrat olduğuna, ileri demokrasi uyguladığına inanmayanlar neredeyse faşist ilan edildi. AKP biraz da buralardan aldığı destekle hegemonya kurmadı mı?
Son birkaç yıldır yapılan tartışmalarda şöyle bir yanılgıya düşüldü. Özellikle referandum döneminde biz bunu çok anlatmaya çalıştık: Demokrasi, haklar ve özgürlükler yakın geçmişle kıyaslanarak değerlendirilmez. Ölçü evrensel standartlardır. Siz ölçüyü geçen hafta, geçen yıl ya da on yıl önce diye koyarsanız, yanıltıcı olur. Bugünü 1980’le kıyaslarsanız elbette Türkiye iyi durumdadır, cezaevinde elektrikli işkence yok, sokakta tanklar yok. 1990’larla kıyaslarsanız köyler yakılmıyor, faili meçhuller yok. Fakat parametre 80-90 değildir. Şu anki evrensel demokrasi, insan hakları standartları nereye gelmiş ve AKP bunun neresindedir? Buraya bakmak gerekir. Buraya baktığınızda AKP’nin çok çok geride olduğunu görebilirsiniz. Bu nedenle “AKP ileri demokrasi uyguluyor, demokrasi çıtasını çok yükseğe çıkardı” gibi değerlendirmeler herkesi yanılgıya götürdü.
AKP demokrat değil. AKP bugünkü dünyanın gelmiş olduğu küresel değişimden etkilenerek ilerlemek zorunda zaten. Bugün hiçbir hükümet Türkiye’yi 1980’lere falan götüremez. Bunun reel karşılığı yok. AKP’nin burada verdiği zarar nedir? Bu ülkeye, çok daha iyi bir demokrasi standardı gelme şansı varken, AKP bunu engellemiştir. Evrensel standartlar çok ileri giderken ki, bunlar lütfen oluşmuş şeyler değildir ve yüzlerce yıllık insanlık mücadelesinin sonuçlarıdır, Türkiye’de evrensel değerler geriye gitmiştir.
Bu nedenle Türkiye solunun bir kısmı AKP’yi geçmişle kıyaslayarak hataya düştü. AKP’yi yakın geçmişle değil evrensel standartlarla kıyaslamalıyız.
>>>>Uludere soruşturmasına ‘gizlilik’ getirildi. Bölge milletvekili olarak ne gizlendiğini düşünüyorsunuz? Sizin soruşturmaya katkınız ne olabilirdi?
Genelkurmay Başkanı birkaç gazeteye verdiği demeçte, Uludere ile ilgili gizlilik kararı olduğunu söyledi. Ancak gizlilik kararı Genelkurmay Başkanının sözlerinden bir gün sonra alındı. Demek ki, Genelkurmay Başkanı “gizlilik kararı verin” diye bir talimat vermiş, savcılar biraz gecikmiş. Ortada gizlenmesi gereken bir şey yok. Katliam çok açık, soruşturmayı niye gizliyorsun? Avukatlar dosyaya ulaşmalı, açık olmalı. Orada yaşanan trajedi sadece savcıların meselesi mi? Aileleri bile ilgilendirmiyor mu? Devlet sırrı, askeri bilgiler falan varsa, o belgelere kısmi gizlilik kararı koyabilir savcı. Bunları merak etmiyoruz. Ama savaş uçakları kaçta kalktı, telsiz konuşmaları nasıldı, tanık beyanları nelerdir, ambulans kaçta olay yerine ulaştı, bütün bunları bizim bilmemizde ne tür bir sakınca olabilir?
Hükümet başından beri Ankara’da şunu koordine etmeye çalışıyor: Biz bu meseleyi nasıl kapatabiliriz? Medya bunun için kontrol edildi, baskılandı. Şimdi yargı üzerinden baskı oluşturuluyor. Alınan karar tam bir hukuk skandalıdır. Medya içinde doğrudan kendilerine bağlı olanlar olduğu gibi, çeşitli fırsatlarla ve açıklarla kendilerine bağladıkları medya da var. Medyayla sürekli toplantı yaparak da emirler veriyorlar. Medya özgürce Uludere’den yayın yapabilseydi, oradaki acıyı yansıtabilseydi, kamuoyunda daha farklı bir algı oluşurdu, insanlar oradaki acıyı paylılaşabilirdi, acıyı yüreğinde hissederdi ve gereğinin yapılması konusunda baskı da yapardı. AKP medyayı kontrolle duygusal bölünmeyi yaratmıştır. Bize de, “biz üzerini örtmeye çalışıyoruz, bu trajediyi, bu bölünmeyi neden teşhir ediyorsunuz” diye kızıyorlar.
+++++++++++++++++++++++++++
KUTU…
Partimiz resmen kapatılmasa da fiilen kapatılıyor
>>>>“Hükümet bizi kapatmak için belge arıyor” demiştiniz…
Bunu istiyorlar. Belge ve istihbarat topluyorlar. Adli istihbarat tümüyle kendi kontrollerinde. Türkiye’de adli kolluk olmadığı için savcı delilleri toplarken hükümete bağlı olan kolluğu kullanır. Bu da hükümetin yargıya müdahalesini her zaman olanaklı kılan bir mekanizmadır. Sadece savcıya çalışan, sadece delil toplayan bir kolluk olmadığı için hükümet istediği şekilde delil toplar, istediği şekilde delilleri savcının önüne götürür. Dolayısıyla da yargıyı istediği biçimde çalışır. Bizimle ilgili olarak da İçişleri Bakanlığı’na bağlı polis ve jandarma dosyalar oluşturuyor ve savcılara gönderiyor. Savcılar da Yargıtay Başsavcılığına gönderiyor bunları. Hiçbir yerde lehimize delil toplanmıyor. Hiçbir yerde şurada iyi şeyler, güzel şeyler yapılıyor diye belge delil toplamazlar. Yapılan her şey ‘bu parti nasıl kapatılabilir’e yönelik delil toplamaktır. Bunların hepsi de siyasi yönlendirmeyle yapılıyor.
>>>>AKP, Meclis’e gelmenizden de pek hoşlanmamıştı, sizi dışarıda bırakmak istiyordu…
Meclis’e dönmemizi kesinlikle hiç arzulamıyordu. Meclis’e gelmememiz için elinden geleni yaptı. Bu durum bir kapatma davasına döner mi, şimdilik bir şey söyleyemem ama kapatmak istedikleri kesin. Konjonktür uygun olduğunda hemen kapatma davası açarlar.
>>>>Bir de parti kapatmayıp kişileri cezalandırma meselesi var. Yeni Anayasa çalışmasında bu konu da gündeme gelecek herhalde…
Bekir Bozdağ “Biz Parti kapatmasına karşıyız, kişiler cezalandırılmalı” demişti. Bu bize zaten ziyadesiyle uygulanıyor. Bizim partimiz resmen kapatılmasa da fiilen kapatılıyor. Bir partinin binlerce çalışanı, üyesi, yöneticisi ve milletvekili tutukluysa o parti zaten fiilen kapalı demektir. Anayasa Mahkemesi’nin siyasi parti kapatma kararı bunları siyasi açıdan zorluyor olabilir. Onun yerine alt mahkemeler eliyle partiyi çalışamaz hale getiriyorlar. BDP grubuna da yönelebilirler. Bazı milletvekilleri hakkında zorla getirme kararı var. Milletvekillerimiz zorla götürülürse ne olur? Tutuklama isteyecekleri kesin.
Tel : 0542 222 2436 / Faks : 0482 4641346 | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA






















































