23 Şubat 2012 Perşembe
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Uludere, Uluslararası Ceza Mahkemesinde
28 Ocak 2012 Cumartesi 01:39

Uludere, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde

BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, BDP'nin Uludere (Roboski) Katliamı'na ilişkin Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) yaptığı başvurunun detaylarını açıkladı.
BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, BDP'nin Uludere (Roboski) Katliamı'na ilişkin Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) yaptığı başvurunun detaylarını açıkladı. Başvuruda, Türkiye'de benzer katliamlarda yaşanan süreçlerin Roboski'de yaşananların da üstünün örtüleceği kaygısını yarattığı belirtilirken, buna dayanak olarak ise gizlilik kararı gösterildi. Başvuruda ayrıca UCM savcılarından etkin bir soruşturma beklendiği de kaydedildi.

BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan TBMM'de basın toplantısı düzenleyerek, UCM'ye yaptıkları başvuruyu duyurdu. Kaplan, UCM'ye yapılan başvurunun BDP Eş Genel Başkanlar Gültan Kışanak ve Selahattin Demirtaş imzası ile yapıldığını belirterek, taleplerinin somut olduğunu katliamın karanlıkta kalmayacağını söyledi.

SAYIN RICCIARDONE BUNU BİLECEKSİN!
ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone'nın Uludere ile ilgili sözlerini "ilginç tespitleri var" sözleriyle değerlendiren Kaplan, "'ABD'nin hedefle ilgili ilgisi yok' diyor. Ne demek bu? 'Hedefi Türk tarafı belirler' diyor. Sayın Eşbaşkanımız geçmiş grup toplantısını hatırlatmak istiyorum. 4 saatlik görüntüleri soran ve 'predatorlar da var mıydı' diye soranlara 'sır' diyor, 'korumak gerek' diyor. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda ne sır vardır ne zaman aşımı, Sayın Ricciardone, bunu bileceksin. Bunu bileceksin. İnsanlığa karşı suç işlendiğinde ne sır tanırız ne de zaman aşımı. Hiçbir insanlık vicdanı bunu kabul etmez. Kimse dehlizlerde bu tür acı olayları, trajedileri kapatmaya çalışmasın" şeklinde konuştu.

Türkiye'nin mahkumiyetlerde AİHM birinciliğini almasının ve ifade özgürlüğünde 148'inci sıraya gerilemesinin kendilerini mutlu etmediğini söyleyen Kaplan, Başbakan'ın basın mensuplarına bakış açısını eleştirdi. Kaplan, Başbakan'ın polis fezlekesi ile değil yargı kararları ile konuşması gerektiğini ifade etti.

UCM’YE BAŞVURU METNİ

Kaplan'a, Uludere ile ilgili yargı sürecinin devam ettiği hatırlatılarak, neden bunun sonucunun beklenmediği soruldu. Kaplan, "Bu ülkenin Başbakanı olayı baştan örtmeye çalışırsa, bu kadar vahim bir olayda o ülkenin savcısı olayla ilgili zaptı helikopterle havadan tutarsa, o ülkede gizlilik kararı konulursa insanlığa karşı işlenmiş suçlara, tazminat ile örtbas etme çabasına girilirse biz de her alanda bütün yolları deneriz ulusal, uluslar üstü. İnsanlığa karşı işlenmiş suçlar sadece ulusların sorunu değildir, herkesi ilgilendirir" dedi. Kaplan, açıklamasının ardından ise UCM'ye yapılan başvuru metnini basın mensuplarına verdi.

Buna göre; BDP, UCM'ye yaptığı başvurunu giriş bölümünde, başvurunun Roboski'de 34 kişinin katledilmesiyle ilgili ihbar ve bildirim olduğu belirtilirken, başvuru BDP Eş Genel Başkanları Gültan Kışanak ve Selahattin Demirtaş imzası ile yapıldı. Başvuruda, başvuru konusu olay ise 28 Aralık 2011 tarihinde Roboski'de yapılan katliam gösterilirken, "Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından gerçekleştirilen hava bombardımanı ile ilgili olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin kuruluş belgesi olan 01/07/2002 tarihli Roma Statüsü'nün (5), (7), (8), (12), (17) maddeleri gereğince yapılan ihbar ve olaya dair bilgi ve belgelerimizin sunulması ile Savcılığın olay hakkında soruşturma başlatması talebimiz" denildi.

ETKİN SORUŞTURMA YÜRÜTÜLMEYECEK KAYGISI
Başvurunun giriş bölümünde BDP'nin Türkiye'nin taraf olduğu uluslar arası sözleşmeleri kabul eden demokratik sol kitlesel bir siyasi oluşum olduğuna vurgu yapılarak, "Başvuru konusu olayın yaşandığı bölgede büyük sayıda seçmeni bulunmakla beraber, başvuruya konu olayda mağdur olan kurban yakınlarının tamamına yakını partimiz seçmenidir. Ayrıca bu bölgede ve çevresinde daha önceki dönemlerde meydana gelen benzer -sivillerin öldürülmesi- kaybedilmesi- hedef alınmasına dair suç fiillerine ilişkin - olaylarda da partimiz kamuoyu oluşturulması, yargısal süreçlerin işletilmesi, insan hakları alanında ve çatışmalarda sivillerin korunmasına yönelik politikaların oluşturulması bakımından misyon üstlenmiş ve bu misyonu yaşama geçirmek adına büyük bir çaba içerisinde olmuştur" denildi. Başvuruda, "Ulusal yargı sistemimiz, yargı sisteminin resmini ortaya koyan uygulamalar ve geçmiş deneyimlerimiz savcılığa bildirdiğimiz bu vahim olay -katliam- ile ilgili olarak, hükümetin failleri ortaya çıkarıp yargılanmalarını sağlayacak iradeyi taşımadığı düşüncemizi açıkça ortaya koyabilecek niteliktedir. Kurbanların yakınlarının etkin bir soruşturma yürütülmeyeceği şüphesi de her geçen gün kuvvetlenmektedir" ifadesi kullanıldı.

CENEVRE SÖZLEŞMESİ İHLAL EDİLDİ
Başvuruda şöyle denildi: "Türkiye'de yaşayan Kürt halk gerçeğini inkar eden ve görmezden gelen devlet mekanizması, anayasa ve yasalar bağlamında da; Kürt kimliğinin tanınması, sosyal, ekonomik, kültürel haklarının gerçekleştirilmesi açsından en temel insan haklarının ağır şekilde sürekli ihlal etmektedir."

30 yıldır yaşanan süreçte yapılan hukuk dışı uygulamalara dikkat çekilen başvuruda Türkiye'nin, 12 Ağustos 1949 tarihli Harp Zamanında Sivillerin Korunmasına İlişkin Cenevre Sözleşmesi gereği uygulaması gereken insancıl hukuk kurallarını Kürt sorunundan kaynaklanan çatışma dönemlerinde sürekli ihlal ettiği vurgulandı. Başvuruda şunlar ifade edildi: "Sözleşmenin 3. maddesinin ihlali; çatışma dönemlerinde sivil kayıpları, yargısız infazlar, zorla kaybettirmeler, faili meçhul cinayetler, haksız tutuklamalar, zorla köy boşaltmalara şeklinde gerçekleşmiştir. Süregiden çatışma döneminde Kürtlere yönelik insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarının sürekli olarak işlenmesi olağan hale getirilmiştir. Ceza yasasında yer almasına rağmen bugüne kadar yaşanan katliam ve kayıplar bakımından 'insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları' bakımından herhangi bir soruşturma ve kovuşturma işlemine tanık olunmamıştır."

GERÇEK FAİLLER HAKKINDA İŞLEM YAPILMAYACAĞI AÇIK
Başvuruda, Roboski katliamına ilişkin hükümetin gerçek bir yargılama yapmayacağı ihtimalinin çok yüksek olduğunun altı çizilerek, katliam sonrasında hükümet yetkilileri tarafından yapılan açıklamaların yargılamanın adil ve gerçekçi yapılmayacağını ortaya koyduğu belirtildi. Çatışmalı süreçlerde sivilleri hedef alan olaylarda yargının yetkisini hükümetten yana kullandığının vurgulandığı başvuruda, "Zira hükümet bizzat sorumlu olduğu olaylar bakımından, kendisini zor durumda bırakacak soruşturma ve kovuşturmaların yapılması konusundaki isteksizliğinin yanı sıra adli işlemleri sürüncemede bırakarak, yargı makamlarından bilgi ve belgeleri gizleyerek olayın aydınlatılmasını engelleyici rol oynamaktadır. Bu olayla ilgili olarak da dosyamız kapsamında yer verdiğimiz hükümet temsilcilerinin beyanlarında 'olayda güvenlik kuvvetlerini, Türk silahlı kuvvetlerinin, hiçbir şekilde kastları bulunmadığı, kusurları olmadığı ancak bir ihmal varsa da bunun araştırılacağı' şeklinde ifadeleri gerçek failler hakkında işlem yapılamayacağını açıkça işaret etmektedir" diye kaydedildi.

BENZER OLAYLARDA BUGÜNE KADAR SORUŞTURMA YÜRÜTÜLMEDİ

Başvuruda, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı'nın verdiği gizlilik kararına da atıfta bulunularak, "Bu şekilde kurban yakınlarının dosyaya erişimi engellenmiştir. Soruşturmaya dönük gizlilik kararı şeffaf bir soruşturma yapılmayacağının kanıtıdır. Daha önce gerçekleşen benzer olaylar bakımından Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri bugüne kadar adli bir işlem ve soruşturma yürütmemiştir. Benzer olaylarda hükümetin bu şekildeki yaklaşımı ve başvuru konusu olay ile ilgili de yapılan açıklama ve olası failleri aklamaya dönük girişimler ile soruşturma dosyasındaki işlemlerle ilgili gizlilik kararı verilmesi dolayısıyla kurbanların yakınları ve vekillerinin dosyaya ulaşmada soruşturmaya katılmalarının engellenmesi hususları bakımından tamamlayıcılık ilkesinin göz ardı edilebileceği kanısındayız" denildi.

Başvuruda, gizlilik kararı ve hükümetin açıklamalarının ardından kaygıların arttığı belirtilirken, "Bu bağlamda; Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığının başvuru konusu katliamla ilgili harekete geçirilmesini sağlamak üzere doğrudan savcılığa başvurma yolunu seçmek vicdani ve siyasi sorumluluğumuz gereğidir. Yaptığımız bu başvuru ile ilgili usul ve yetki ile hükümlerin aşılması doğrultusunda, ihbara konu olay Türkiye - Irak sınırı ile Türkiye topraklarında meydana geldiğinden; başvuru konusu olay ile ilgili 'Mahkemenin Yargı Yetkisini' kabul etmeleri bakımından Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Irak Devleti Hükümetine talepte bulunulması, ayrıca bu konuda her iki devlete çağrı yapılarak, belirtilen devletlerden birinin soruşturma yapılmasına dair kabul beyanlarının alınmasını dileriz" denildi. Başvuruda, ayrıca Roboski'de yaşanan süreç köylülerin anlatımı ile aktarıldı.

BOMBALAMA TEZKEREYE GÜVENİLEREK YAPILDI

Başvuruda, bombardımanın TBMM'nin 17 Ekim 2007 tarihli ve 903 sayılı kararıyla hükümete verilen ve son olarak 12 Ekim 2010 tarihi ve 975 sayılı kararıyla bir yıl uzatılan ve daha sonra 17 Ekim 2011 tarihinde bir yıl daha uzatılan tezkereye dayanarak yapıldığının kaydedildiği başvuruda, kullanılan tezkerenin Anayasanın 92. maddesine aykırı olduğu belirtilerek, "Oysa başvuru konusu olayda anayasa hükmünde belirtilen "Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası antlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında" şeklindeki anayasal sınır aşılmıştır. Şöyle ki; Türkiye'nin taraf olduğu insan haklarına dair uluslar arası antlaşma ve sözleşmeler, Cenevre sözleşmeleri, insancıl hukuk normları dışına çıkılarak bu operasyon gerçekleştirilmiştir. Soruşturma başlatıldığında ve deliller incelendiğinde olayda 'kaçakçı köylüler'e dair askeri birimlerin bilgisi olduğu, hedef seçilen grubun sivil olduğunun açıkça anlaşıldığı görülecektir" tespiti yapıldı.

RE’SEN SORUŞTURMA TALEBİ
Başvurunun talepler kısmında ise 4 saatlik Heron görüntülerinin halen incelenmediği, kurban yakınlarının ifadelerinin alınmadığı, olaydan sağ kurtulan tanıkların dinlenmediği vurgulanarak, "Belirtilen bu sebepler itibariyle, başvurucu ve bildirimde bulunanlar olarak, ulusal yargı makamlarının ve Hükümet'in savaş suçu kategorisine giren bu olayda sorumluların açığa çıkartılması çabasında olmadıkları kanaatini taşıyoruz. Bu düşüncemiz her geçen gün daha da artmakla birlikte, hükümetin bu katliamın sorumluları ve faillerinin açığa çıkmasını önleyeceğini de bilmekteyiz. Bu suçun failleri, ancak uluslararası yargılama mekanizmaları sayesinde açığa çıkarılabilir. Bu düşüncelerle Savcılığın olayla ilgili soruşturmayı re'sen başlatmasını talep ediyoruz" denildi.

Başvuruda ayrıca, Roboski katliamı sonrasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın açıklaması, TSK'nin açıklaması ile geçmiş dönemlerde yapılan Pınarcık Köyü Katliamı, Silopi Derebaşı Köyü Katliamı, Kuşkonar ve Koçağalı Köyü Katliamı ve Peyanis Köyü katliamları da sunudu.
Bu haber toplam 252 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
YAZARLAR
RÖPORTAJ
MAGAZİN
ANALİZ
ANKET
Hiç cenaze namazı kıldınız mı?
ÜYE İŞLEMLERİ
NTV canlı yayın CNN Türk canlı yayın