Hizbullah örgütünün kısa bir süre önce yayınladığı manifestoyu değerlendiren KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık, “Biz bir yönüyle bunun Kürdistan'da AKP ve Fetullahçıların iflas etmesi anlamına geldiğini düşünüyoruz” dedi. Bayık, “Hizbullah'a karşı herhangi bir tutum alma, karşı karşıya gelme, gerilim, çekişme ve çatışma içine girme gibi bir yaklaşımımız yoktur” diye ekledi.
HİZBULLAH MANİFESTOSU, AKP VE FETHULLAHÇILARIN İFLASIDIR
*Hizbullah bir manifesto yayınladı, burada bazı değerlendirmeleri vardı, bunları nasıl karşılıyorsunuz?
Hizbullah'ın geçmişte Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı devlet tarafından kullanıldığı biliniyor. Bunlar artık belgelidir, açıktır. Bu yönüyle Kürt halkının Özgürlük Mücadelesine geçmişte çok büyük zararlar vermiştir. Batman başta olmak üzere Amed'de ve birçok yerde birçok yurtseveri katletmişt, daha doğrusu devlet kullanmıştı. Ancak Önder Apo'nun yakalanmasından sonra PKK'nin tasfiye olduğu düşünülerek, bu süreçte Hizbullah'ın üzerine de gidildi. Önderleri de katledildi. Bu açıdan herhalde bu süreç Hizbullah açısından da bir değerlendirme süreci oldu. Biraz vicdanlı ve aklı olanlar herhalde geçmişte olanların Kürt halkı ve kendileri açısından ne anlama geldiğini değerlendirip çözümlemişler, bunun özeleştirisini yapmışlardır. Zaman zaman gerçekleri saptıran değerlendirmeleri yine yapıyorlar. Güya geçmişte PKK saldırmış da kendilerini savunmuşlar! Böyle bir şey yok, artık bunu savunmaları doğru değildir. Gerçek ortadadır, bu gerçeği halk da biliyor. Bunlar belgelenmiştir. Göz önünde yaşanan, açıkça görülen bir gerçeği farklı göstermek doğru değildir. Bundan Kürt halkı da, kendileri de zarar görmüştür.
Son zamanlardaki değerlendirmelerine gelince, tabii şimdiden kesin bir şey söylemek mümkün değil. Biz bir yönüyle bunun Kür-distan'da AKP ve Fetullahçıların iflas etmesi anlamına geldiğini düşünüyoruz. Hizbullahçılar herhalde bunu gördüler, bu alanı doldurmak için yeni bir hamle yapmak istiyorlar. Böyle değerlendirilebilir. Tabii ki bu değerlendirmemiz iyi niyetli bir değerlen-dirmedir. Ama daha farklı şeyler var mı, bunları bilemiyoruz. AKP ve Fetullahçılar Kürdistan'da etkisizleştikten sonra, derin dev-letin ve farklı güçlerin Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı yeni bir mücadele aracı gibi kullanmak istemeleri ve yönlendirmeleri söz konusu olabilir mi? Bunun için şimdiden bir şey söyleyemeyiz. Bizim şu anda söylemek istediğimiz şudur: Geçmişten çıkarılan derslerle özeleştiri temelinde doğru bir yaklaşım içinde olunmalıdır. Biz kimseyle çatışmaya girmeyeceğiz deniliyor. Bu değerlen-dirme olumludur. Buna bağlı kalınması gerekiyor. Hiçbir biçimde herhangi bir kışkırtma ve yönlendirmeyle Kürt halkı ve Kürt Özgürlük Hareketi'yle karşı karşıya gelecek bir tutum içine girmemeleri gerekiyor. Eğer yeni bir dönem başlatacaklarsa, bu söy-lemlerine bağlı kalmaları önemlidir.
KAN DAVASINA DÖNÜŞTÜRME YAKLAŞIMI İÇİNDE DEĞİLİZ
Bizi Hizbullah'a karşı herhangi bir tutum alma, karşı karşıya gelme, gerilim, çekişme ve çatışma içine girme gibi bir yaklaşımımız yoktur. Geçmişte çok derin acılar, ağır bedeller olmasına rağmen, yine de bunu bir kan davasına dönüştürme gibi bir yaklaşım içinde değiliz. Bizim için önemli olan halkımızın özgürlüğü ve çıkarlarıdır. Böyle yaklaşım gösteririz. Eğer herhangi bir yönlen-dirme ile hareketimize ve halkımıza karşı olumsuz bir duruma girilmezse, bizim tarafımızdan böyle bir yaklaşım içine girilmesi söz konusu olamaz. Hatta son manifestoda Kürt sorununa karşı bir duyarlılık da ortaya koyuyorlar. Biz isteriz ki Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünde bu duyarlılığın bir katkısı olsun. Türk devletinin şimdiye kadar dini kullanarak Kürtlerin hakları, hukukları ve taleplerinden vazgeçirme politikasına karşı bir duruş ortaya konulsun. Şimdiye kadar AKP, AKP öncesindeki gelenek, birçok çevre güya Kürt halkının dini duygularını kullanarak Kürtleri sistem içinde tutma, Kürtler üzerindeki siyasi egemenlik ve kültürel soykırım politikasını bu aracı kullanarak tamamlama stratejisi güttüler. Bunu her zaman halkımızın özgürlük ve demokrasi taleplerine karşı kullandılar. Bu açıdan halkımızın inançlarının halkımızın talepleriyle karşı karşıya geti-rilmesi politikasına karşı çıkılmasını değerli buluruz.
ÜMMET KARDEŞLİĞİ OLACAKSA, KÜRTLERİN HAKLARI TANINMALI
Eğer bir ümmet kardeşliği olacaksa, bu kardeşlik Kürtlerin haklarını tanıma temelinde olabilir. İslam'da gerçek ümmet kardeşliği böyledir. Yoksa bir kardeşin haklarını tanımamak, diğerlerinin bütün haklarını tanımak ve bunu da ümmet kardeşliği olarak göstermek doğru değildir. Biz bu açıdan gerçekten İslami vicdanın ve ümmet kardeşliğinin Kürt sorununun çözümüne katkıda bulunacağına inanıyoruz. İslam'ın değerlerine de, kültürel İslam'a da kesinlikle değer biçiyoruz. Kültürel İslam'ın sadece Kürtler değil, bütün Ortadoğu halkları açısından önemli bir değer olduğunu biliyoruz. Ancak bu değerlerin halkımızın özgürlük ve demokrasi taleplerinden vazgeçmesi biçiminde kullanılması gerçeği vardır. Devlet şimdiye kadar bunu kullanmıştır. Hizbullah devletin bunu kullanması karşısında doğru tutum takınırsa, bu gerçekten Kürtler açısından çok önemli bir tutum olur. Kürtlerin özgürlük ve demokrasi mücadelesinde önemli bir yer tutar. Hem Kürt halkının birliğinin sağlanmasında hem de Türk devletinin Kürt sorununun çözümsüzlüğündeki ısrarının kırılmasında etkisi olabilir. Bu yönüyle negatif yaklaşmak istemiyoruz.
Esas olarak Kürt sorununun demokratik çözümünün yaklaştığı dönemde herkesin sorumlu yaklaşmasını önemli görüyoruz. Sorumlu yaklaşıldığı taktirde bunun hem halkımız hem de Türkiye halkları açısından olumlu olacağını biliyoruz. Çünkü şimdiye kadar halkımızın dini duyguları Kürt sorununun çözümüne engel çıkarmak için, Kürtler üzerindeki siyasi egemenlik ve kültürel soykırımda bir araç olarak kullanıldı. Son yıllarda halkımız bu konuda önemli bilinç kazandı. Halkımız artık devletin dini değerleri Kürtlerin temel demokrasi ve özgürlük taleplerine karşı kullanmasını kabul etmiyor. Artık bu oyuna gelmiyor. Bu açıdan halkımızdaki bu uyanışın, bu yaklaşımın Hizbullah'ın manifestosuna yansımasını anlamlı buluyoruz. Bu konuda doğru tutum takınılırsa, Türk devletinin Kürt sorununu çözümsüz bırakma ısrarındaki en temel etken de ortadan kaldırılmış olur. Bu yönüyle biz geçmişteki durumu dikkate alarak, bundan sonra daha sorumlu yaklaşılmasını bekliyoruz.
ULUSAL BİRLİK TUTUMU İÇİNDE OLMAMAK TARİHİ BİR SORUMSUZLUKTUR
*Kürdistan Bölge Başkanı ve KDP lideri Mesud Barzani Ulusal Konferans'ın bu yıl içinde yapılacağını söyledi. Siz de defalarca bu konuda çağrılarda bulundunuz. Siz bu çağrıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Biz tabii ki bir ulusal kongrenin yapılmasını, ortak bir siyasi ve diplomatik tutum ortaya çıkarılmasını istiyoruz. Hatta bütün Kürtlerin silahlı güçlerinin herhangi bir saldırı karşısında ortak hareket etmesini sağlayacak bir sistem kurulmasından yanayız. Kürtler arası birliği böyle ele alıyoruz. 20. yüzyılın başında dengeler oluşurken, Kürtler birlik olamadıkları, ortak bir politikaya sahip oluşturamadıkları, ideolojik, siyasi ve örgütsel olarak hazır olmadıkları için Kürt inkarı ve imhasına dayalı bir statüko oluştu. Ortadoğu'da oluşan bu statüko Kürtleri neredeyse bitirme noktasına getirdi. Şimdi Ortadoğu'da eski dengeler yıkıldı, yeni dengeler kuruluyor. Kürtler bütün parçalarda önemli bir siyasi güç oldular, önemli mücadele yürüttüler. Güney Kürdistan'da belirli kazanımlar oluştu. Ancak bütün parçalarda ortaya çıkan bu güç ve Güney Kürdistan'daki kazanımlar hala güvencede değildir, tehdit altındadır. Bölgedeki inkarcı güçler hala Kürtleri Ortadoğu'da bir siyasi güç olmaktan çıkarmayı ve tümüyle yok etmeyi planlamaktalar. Bölge devletleri bu politikalardan vazgeçmemişlerdir. Birbirlerine karşı oldukları dönemde bile Kürt politikasında birbirlerini gözetmekteler. Şimdi Ortadoğu'da yeniden dengeler oluşturulmak istenirken Kürtlerin güçlerini birleştirmesi, ortak bir hareket etmesi ve ortak bir politika izlemesi, Kürtlerin bütün parçalarda bir statü kazanması için gerekli duyarlılığın gösterilip tarihi kararların alınması gerçek bir ulusal tutum olmaktadır.
Gelinen aşamada ulusal birlik tutumu içinde olmamak tarihi bir sorumsuzluk anlamına gelir. Kürt halkı da, Kürt örgütleri de on yıllardır hep bir ulusal kongre etrafında Kürtlerin birliğini görme özlemi yaşamış, hep bu beklenti içinde olmuştur. Çünkü Kürtler tarihlerinde hep köle kalmalarının, kendi kendilerini yönetecek güce ulaşmamalarının, baskıcı ve inkarcı sömürgeci güçler tarafından egemenlik altında tutulup zulme maruz bırakılmalarının, yenilgiler ve katliamlar yaşamalarının nedeninin Kürtler arası birliğin olmamasından kaynaklandığını bilmektedirler. Kürt halkının böyle bir tarih bilinci oluşmuştur. Belki de Kürtlerin tarih içinde kazandığı en önemli bilinç budur. Zulüm ve baskı görmüşler, yok olmayla karşı karşıya gelmişler, ama bunu neden yaşadıklarını az çok bilince çıkarmışlardır. İşte biz Kürt halkının özlemlerini ve siyasal ihtiyaçları karşılamak, tarihi bir dönemde Kürtlerin kazanması açısından sorumluluğumuzu yerine getirmek için böyle bir kongreyi gerekli görüyoruz.
KONGREYE HERHANGİ BİR TOPLANTI GİBİ YAKLAŞILAMAZ
Bu kongreye herhangi bir toplantı gibi yaklaşılamaz. Ulusal kongre Kürtlerin 21.yüzyıldaki statülerini belirleyecek, bu konuda bütün parçaların birbirini destekleyeceği, ortak politika izleyeceği, güçlerini birleştireceği bir kongre olmalıdır. Biz ulusal kongreye böyle bakıyoruz. Yoksa ulusal kongreyi herhangi bir toplantıya katılıp görüş alışverişi yapmak ve temennilerde bulunmak için önermiyoruz. Bunu tarih karşısında sorumsuzluk olarak düşünürüz. Öte yandan ulusal kongre yapılırken herhangi bir dış güç ne istiyor, beklentisi nedir deyip onların beklentilerini karşılamak için de yaklaşım göstermeyiz. Kuşkusuz diplomatik davranılacak, pratik politikada esnek olunacaktır. Bu konuda politikanın incelikleri gösterilecektir. Kürtlerin de bunu yapması gerekir. Diploma-siyi de, politikayı da ustalıkla uygulaması gerekir. Ancak bunlar Kürtlerin çıkarını gözetmek için yapılacaktır. Bütün parçalardaki halkımızın özgürlük ve demokrasi mücadelesini gözetmek için yapılacaktır. Yoksa bir parçanın çıkarını gözetmek için ya da dış güçlerin hoşuna gitsin diye böyle kongreler yapmayacağız. Kimsenin hoşuna gitsin diye kararlar almayacağız.
Tabii ki kongreyi yıllardır isteyen biziz, bu konuda hep dayatıcı olan biziz. Ama bölgesel ve uluslararası güçler, dış güçler Kürtler arası birliği kendileri açısından doğru görmedikleri için, yine bir ulusal kongre şu devleti, bu güçleri, şu çevreleri rahatsız eder diye düşünüldüğü için bugüne kadar gerçekleştirilememiştir. Bu da önemli bir eksikliktir. Bu konuda kimin eksikliği varsa ortaya konulması gerekir.
BARZANİ'NİN AÇIKLAMASI OLUMLU
Mesut Barzani'nin bu yıl ulusal kongre yapacağız demesi olumlu bir gelişmedir. Bu zaten bizim isteğimizdi. Bu yönlü karşılıklı olumlu yaklaşımlar da vardı. Çünkü böyle bir kongre olabilmesi için Kürdistan'da belirli örgütlerin katılması gerekiyor. Nasıl ki PKK'nin katılmadığı bir ulusal kongre olamazsa, KDP ve YNK'nin de katılmadığı, Doğu'da PJAK'ın katılmadığı bir kongre de olmaz. Bu açıdan sonuca ulaşılması için ortak mutabakatla yapılması gerekiyordu. Böyle bir söylemde bulunması bizim için olumlu bir gelişmedir. Bunu takip edeceğiz. Ancak ne kadar doğru ne kadar yanlış bilemiyoruz, bu konuşma yapıldığı zaman söylenen bir diğer şey de “Artık silahlı mücadelenin zamanı geçmiştir” değerlendirmesidir. Söylenmiş mi söylenmemiş mi, bilmiyoruz. Söylenmişse bunun ulusal kongrenin yapılacağının söylendiği bir anda yapılmış olmasını doğru görmeyiz. Bu nedenle yerinde ve şık olmamıştır. Bunlar daha çok Türk devletinin ve çeşitli uluslararası güçlerin istekleridir. Kürtlerin mücadelesini durdurmak, Kürt direnişini bastırmak istiyorlar. Ulusal kongrenin dillendirildiği bir zamanda böyle bir yaklaşımın gösterilmemesi gerektiği düşüncesindeyiz. Çünkü bu kongrede bütün parçaların ortak çıkarı, ortak tutum ve ortak strateji belirlenecektir.
TÜRKİYE'DE DAHA KÜRLTERİN VARLIĞI TANINMAMIŞTIR
Tabii ki biz de barıştan, demokratik siyasal çözümden yanayız. Ama eğer demokratik siyasal çözüm olmuyorsa, bütün çabalar boşa çıkarılıyorsa, Kürtlerin bütün örgütlenmeleri dağıtılıyorsa, bu konuda tam bir tasfiye ve yok etme politikası izleniyorsa, Kürt halkının da kendi varlığını ve özgürlüğünü sağlaması açısından meşru savunmaya başvurması en temel haktır; ahlaki, siyasi ve vicdani hakkıdır. “Biz devletiz, şiddet kullanma hakkımız var, herkese istediğimizi dayatırız, bize karşı direnmek gayri meşrudur” denilemez. Aksine Türk devletinin Kürdistan'daki varlığı gayrimeşrudur. Eğer konuşulacaksa o konuşulabilir. Kaldı ki biz olaya böyle bakmıyoruz. Türkiye sınırları içinde çözmek istediğimizden sorunları farklı ele alıyoruz. Türk ordusu çıksın, Türkiye her şeyiyle bırakıp gitsin gibi bir yaklaşımımız yok. Ama Kürt sorunu çözülmemişken, Türkiye öyle yaklaşım içinde olmamışken, kalkıp “silahlar bırakılmalı, silahların zamanı geçmiştir” denilmesini doğru bulmuyoruz. Kürtlerin ve Türkiye'nin objektif durumu ve koşullar dikkate alındığında, Kürtlerin meşru savunmasının anlamı konusunda ortak bir noktada buluşmak zor olmayacaktır.
Türkiye'de daha Kürtlerin varlığı tanınmamıştır. Bir varlık sorunu vardır. Varlığı tanınsa zaten Kürt sorunu çözülür. Hala Kürtler bir ulus ve bir toplum olarak görülmüyor, hala bir halk olarak görülmüyor, kendi kendini yönetmesi ve anadilde eğitim yapması kabul edilmiyor. Böyle koşullarda Kürtlerin kendini savunması kadar doğal bir şey olamaz. Kongre ortak diplomasinin, ortak politikanın, hatta ortak meşru savunma stratejisinin belirlendiği yer olmalıdır. Kuşkusuz demokratik siyasal çözümün koşulları varsa, demokratik siyasal çözüme yanaşılıyorsa, Kürtler bunu tercih eder. Kürtler hiçbir zaman silahı tercih etmemişler, mecbur kaldıkları için kendilerini savunmak zorunda kalmışlardır.
SİYASAL KOŞULLARI KONGREYİ GEREKTİRMEKTEDİR
Kürdistan Federasyonu Başkanı Sayın Mesut Barzani'nin ulusal kongreyi toplayacağını söylemesi bizim açımızdan önemli bir gelişmedir. Gerçekten de siyasal koşullar böyle bir kongreyi gerektirmektedir. Bütün parçalardaki durum dikkate alındığında, böyle bir kongrenin toplanmasının bütün parçalardaki kazanımların korunması ve özgürlüğün kazanılmasında önemli bir etkisi olacaktır. Çünkü inkarcı sömürgeci güçler biraz da Kürtler arasındaki parçalanmışlığa dayanarak çözümsüzlükte ısrar etmektedirler. Eğer Kürtler böyle bir irade ortaya koyarlarsa, uluslararası ve bölgesel güçler de Kürt sorununun demokratik siyasal temelde çözümüne yanaşacaklardır. Demokratik siyasal çözümü bir yönüyle de böyle bir irade ortaya çıkarır. Böyle bir irade olursa, o zaman bölge devletleri Kürt sorununun çözümünden kaçınamazlar. Kürtlerle barış ve demokrasi içinde bir gelecek kurma açısından siyasi irade orta koyarlar. Bu da hem Kürtler hem de bölge ülkeleri açısından önemli bir gelişme olur.
Diğer yandan yakıcı bir sorun olarak Batı Kürdistan'daki durum vardır. Batı'da eğer Kürtler birlik olur ve ortak bir politika etra-fında birleşirlerse, siyasi bir statü kazanımı kesinlikle ortaya çıkacaktır. Artık Suriye'de Kürtlerin statüsüz yaşaması düşünüle-mez. Varlığı da, kendi kendilerini yönetme hakları da kabul edilecektir. Bu açıdan böyle bir kongre Batı Kürtleri arasında birliği sağlayacağı gibi, Kürtler arasında ortak bir politikanın oluşmasını ve bu ortak politika etrafında ortak bir mücadeleyi de sağlata-caktır. Bu açıdan da biz önemli görüyoruz. Yoksa Batı Kürdistan'daki siyasi güçler kendine göre politika izlerse bu sorumsuzluk olur. Kürtlerin ortak davranmaları, ortak politika izlemeleri gerekiyor. Kendi çıkarlarını esas almaları gerekiyor. Şu veya bu gücün peşine takılmak yerine, kim Kürtlerin haklarını tanırsa onunla rahatlıkla anlaşabilirler. Zaten Kürtlerin haklarını tanımak demek, Suriye'nin demokratikleşmesi demektir. Kürt sorununun demokratik çözümü dört ülkenin de demokratikleşmesi anlamına gelir. Türkiye de Kürt sorununu çözerse demokratikleşir, İran da çözerse demokratikleşir, Suriye de çözerse demokratikleşir. Bu bakım-dan Kürt sorununun çözümü bütün parçaların demokratikleşmesi açısından stratejik değere sahiptir. Bunun için böyle bir kongre-nin Batı'daki gelişmelere de önemli bir etkisi olacaktır.
Kürtler arasında belirli bir ilişki gelişmiş, eski durum önemli oranda aşılmıştır. Kültürel alanda, basın alanında, çeşitli sivil toplum örgütleri alanında ilişkiler daha da gelişmektedir. Böyle bir kongre bu ilişkilere daha da ivme kazandıracaktır. Sosyal, kültürel ve siyasal alanda, sivil toplum örgütleri ve insan hakları alanında, Kürdistan'ın doğasının korunması alanında, kadın hakları ve özgürlüğü alanda ortak çalışmalar daha da geliştirilebilir. Yine Kürtlerin demokratikleşmesi ve demokratik topluma ulaşması açısından önemli bir rol oynayabilir. Çünkü Kürtler gücünü esas olarak demokratik toplumdan alırlar. Toplum demokratikleştikçe Kürt toplumunun gücü de artar. Bu açıdan böyle bir kongre Kürt toplumunun demokratikleşmesine hız verebilir. Kürdistan'ın bütün parçalarında gelişecek demokratikleşme hem kendilerini güç yapar hem de bölge ülkelerinin demokratikleşmesinde önemli etkide bulunur. Biz kongrenin böyle sonuçlar doğuracağına da inanıyoruz.
GÜNEY KÜRDİSTAN BAĞIMSIZLIK DİYORSA, TERCİHLERİNE SAYGILIYIZ
*Güney Kürdistan'da bağımsızlık tartışmaları da epeyce gündeme oturdu. Hareketinizin bu konudaki yaklaşımı nedir?
Biz Kürt sorununun çözümünü esas olarak da bölge ülkelerinin demokratikleşmesinde görüyoruz. Ortadoğu'nun demokratikleşmesinde görüyoruz. Bölge ülkeleri demokratikleşirse, Ortadoğu demokratikleşirse, Kürtlerin ulusal varlığı da, özgürlüğü de, demokrasileri de güvenceye alınır. Güvence esas olarak şu veya bu devletin güvencesi değildir. Şu veya bu devlet yarın ekonomik çıkarları gereği farklı tutum takınabilir ve bu tür destekler yarın olmayabilir. Bu bakımdan bunu güvence görmemek gerekir. Biz esas olarak ülkelerin demokratikleşmesinin, Ortadoğu'nun demokratikleşmesinin güvence olduğuna inanıyoruz. Demokratikleşen ülkelerde Kürtlerin varlığı, özgürlüğü ve demokratik yaşamı güvenceye alınmış olur.
Mevcut durumda ulus-devletin Kürtlere çok fazla fayda getireceğine inanmıyoruz. Devletçi bir yaklaşım içinde değiliz. İlla da bir devletimiz olsun demiyoruz. Esas olarak demokratik toplum gerçeğine önem veriyoruz. Kürtlerin demokratik toplum olarak kendilerini örgütlemelerine, güç yapmalarına önem veriyoruz. Kuşkusuz bütün ulusal ve demokratik haklarını demokratik toplum çerçevesinde kullanması gerekmektedir. Diğer halklar hangi hakları kullanıyorlarsa, Kürtler de bu haklara sahip olmalıdır. Bunun için devlet olmaya gerek yok. Ancak bir yerde Kürtlerin hakları tanınmıyorsa, Kürtlerin ulusal ve coğrafi birliği kabul edilmiyorsa, bu konuda ciddi sorunlar varsa, bu ciddi sorunlar demokratik siyasal yollarla, müzakere yolu ve görüşmelerle çözülemiyorsa, kuşkusuz farklı çözümler de gündeme gelebilir. Ama bizim tercihimiz değildir. Ama böyle bir durum olursa Irak'ta bir çözümsüzlük olur. Şiiler bir tarafta Sünniler bir tarafta birbirine girmiş, çatışma ortamı oluşmuş. Kürtler böyle bir ortamın parçası olmak istemezler. Özgür ve demokratik yaşamı farklı biçimde yaşamak isteyebilirler. Eğer Kürtlerin hakları da tanınmıyorsa, hala Kerkük sorunu, Xaneqin sorunu, yine Musul'un belirli bölümlerinde sorunlar sürüyorsa, bunların çözüme kavuşması gerekir. Biz sorunların Irak'ın birliği içinde demokratik yollarla çözülmesinden yanayız. Ama Güney Kürdistan'daki siyasi güçler farklı bir tercihe yönelirlerse biz buna da saygı duyarız; niye illa böyle yapıyorsunuz diyemeyiz. Güney Kürdistan halkının iradesini esas almak gerekiyor. Biz olaya böyle yaklaşıyoruz.
KERKÜK DAHİL KÜRTLERİN HAKLARI TANINMALI
Umuyoruz ki Irak'ın bütünlüğü demokratik siyasal yollardan sağlanır. Kerkük sorunu dahil Kürtlerin hakları tanınır, böylelikle Kürtlerle merkezi hükümet arasındaki sorunlar giderilir. Bunun için de geçmişteki sömürgeci, inkarcı ve Kürtleri egemenlik altında tutmak isteyen zihniyetlerin bırakılması gerekir. Kürtler her parçada mevcut ülkelerle sorunlarını çözerler. Irak'ta da çözerler. Biz sorunların Kürtlerden kaynaklandığını düşünmüyoruz. Kürtler Güney Kürdistan'da anayasal haklarını istiyorlar, doğal haklarını istiyorlar. Belirli bir anayasa oluşmuş, bu anayasaya uyulmasını istiyorlar. Bu bakımdan da taleplerini anlıyoruz. Biz de takip ediyoruz. Tabii ki Güney'deki kazanımlar bütün Kürt halkının kazanımlarıdır. Oraya herhangi bir saldırı olduğunda biz de onun savunma gücüyüz, özgürlük gücü olacağız. Biz Kürdistan'ın hiçbir parçasındaki kazanımlara duyarsız ve ilgisiz kalamayız. Zaten PKK on yıllardır pratiği ve yaklaşımıyla hiçbir parçadaki halkın özgürlüğüne ve demokrasisine kayıtsız kalmamıştır. Bu bölge ülkeleri ve halklarına karşı olmak değildir. Aksine bölge halkları ve ülkeleriyle barış ve kardeşlik içinde yaşamanın yolunun Kürtlerin haklarının tanımasından geçtiğine inanıyoruz. ANF
Karakter boyutu :



08 Şubat 2012 Çarşamba 18:12
KCK'dan Hizbullah Yorumu
Cemil Bayık, “Bunun (manifestonun) Kürdistan'da AKP ve Fetullahçıların iflas etmesi anlamına geldiğini” söyledi.
Bu haber toplam 625 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
DİĞER HABER BAŞLIKLARI
MAKALE

İnternette rekor kıran fotoğraflar

En güzel 50 kadın arasında bir Türk

Ocak ayında plajda

Süryaniler Doğuş Bayramını Kutladı
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
- 6
- 7
- 8

Pelin Batu: Türk Ordusu porno koleksiyoncusu

İpekçi, Elönü’yü marjinal görünce olanlar oldu

Mehmet Altan: Kanırta kanırta mezhep siyaseti yapılıyor

Tacizci doktor habercileri dövdü
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
- 6
- 7
- 8
ANKET
Tüm Hakları Saklıdır © 1997 - 2012 Midyat Habur | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0542 222 2436 / Faks : 0482 4641346 | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA
Tel : 0542 222 2436 / Faks : 0482 4641346 | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA















































