Şimdi 2000'li yılların başından bu zamana kadarki süreçte; Türkiye'nin liberal bir ekonomiyi benimsemesi, dışa açılması gibi değişimler sayesinde; geleneksel devlete dayanarak büyüyen sermeyenin küresel güçlerle ve ayrıca Anadolu kaynaklı (giderek büyüyen KOBİ'ler) sanayi ile de rekabet etmek zorunda kalması, bu geleneksel sermayenin geriye gitmesine neden oldu. Bütün bunların altyapısını besleyen asker vesayetinin ve bürokratik oligarşinin çözülmesi de çok kısa zamanda ama sancılı olmuştur. Bu gün bu sancıları yaşıyoruz Ergenekon'u, balyozu filan bu süreçten ayrı tutamayız.
İtalya'daki 'Gladyo terörü' anlatılırken arkasındaki (P2) Mason Locasına çok sık vurgu yapılır. Bizdeki Ergenekon operasyonunda ise böyle bir bağlantı kurulmuyor, kuranlara da komplocu deniyor…
Türkiye'deki Ergenekon yapılanması İttihat ve Terakki'den beri gelen tarihsel yapılanmadır. Devletin faşist ve baskıcı yüzüne dayanan belli bir sermaye grubunun, bürokrasinin ve o gruptan nemalanan silahlı gücün iktidarını anlatır. Bu kanlı bir iktidardır.
Türkiye bundan çok çekmiştir hala da çekmektedir. Bugün Türkiye'nin demokratikleşme sancısı çekmesi -ciddi siyasi iradeye rağmen- bunun sonucudur. Burada bir takım masonik yapılar, mafya yapıları, örgütler olacaktır. Ama belirleyici olan bunlar değildir. Bunlar büyük örgütlenmenin sıradan aparatlarıdır sadece.

Tarihsel çıkar birliğidir bu. Dolayısıyla bu yapılarla, ulus devletinin çıkarları doğrultusunda örgütlenen ve devlete dayayan egemen sermaye güçleri arasında her zaman ilişki vardır ve olacaktır. Öyleyse bütün işi bu yapılara bağlamak meseleyi örtmek ve ulus devletin kanlı yüzünü saklamak olur. Bugün Ergenekon yapılanmasına baktığımız zaman 10 yıllık mesele değil ki, Maraş, Çorum, 1 Mayıs, 5-6 Eylül olayları hep bu yapının ürünüdür. Şimdi bu büyük hikâyenin içine bir iki mason locasını sokup onlarla açıklayamazsın. Aksine onlar da bu organizasyonda kullanılmışlardır.
Türkiye'deki özelleştirme uygulamalarıyla ilgili iki farklı yorum var. Bir kesim; 'battık, bittik, öz kaynaklarımız yağmalanıyor, derken, diğer bir kesim; 'her şeyi satalım, devlet piyasadan çekilsin' diyor. Bunlar biraz da günün modasına göre yapılan yorumlar gibi geliyor bana, ortasını bulamaz mıyız?
Türkiye'deki özelleştirme tartışmalarının başından beri yanlış yürütüldüğünü düşünüyorum. Özelleştirme meselesini bir mülkiyet sorunu olarak gördüğünüz zaman çok yanlış olur. Yanlış politikalar belirlersiniz. Ekonomi mülkiyet problemi değildir. Özelleştirme; ekonomiyi ayakta tutan işletmelerin nasıl verimli ve etkin işletileceği, yeniden yapılandırılacağı, hangi sektörlerde yoğunlaşacağı gibi prensipler belirlenerek yürütülmelidir
Vatandaşın anlayacağı şekilde konuşalım, vatandaş diyor ki; “Denetleyemiyorsun, verimli işletemiyorsun diye benim işletmelerimi niye satıyorsun, satmak yerine verimli bir şekilde işletmenin yollarını ara!”
Şimdi o vatandaşın dediğiniz işletmeler aslında hiçbir zaman vatandaşın olmadı. Onlar devlet bürokrasisinin ya da ona dayanan sermayenin yağma düzeneği olarak ortada kaldılar ve dolayısıyla yağma ekonomisini devam ettirdiler. Ve sırtımızda yüktüler. Ama bunların da yine aynı yağmacı zihniyetle, peşkeş çekercesine satılması, varlıklarının arazi değerleri ve binaları üzerinden belirlenmesi, fabrikaların ortadan kaldırılması, istihdamın düşmesi ve yenilenmemesi çok yanlıştır ve yağmadır. Bu tür bir özelleştirmeye karşı çıkmak lazım…
O anlamda Türkiye'deki özelleştirme, belli bir dönem, mafya ekonomisini beslemiş ve büyütmüştür. Burada yapılması gereken; işletmeleri, gerçekten verimli hale getirecek ve bu verimliliğe uygun yatırım yapacak girişimcilere, gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra verilmesiydi. Buna uygun bir prosedürün uygulanması gerekiyordu.
DÜNYA İSLAM EKONOMİSİNE YÖNELİYOR
Kazan, tüket, tüket, nereye kadar?
Tabi tabi, bu bir sadet zinciri… İtalyan göçmeni uyanık Amerikalı Charles Ponzi'nin hikâyesi bilinir. Ponzi, 1920'de 15 milyon doları - ki bu para o tarihte ABD milli gelirinin binde ikisi civarındaydı- yüksek faizle değerlendireceği sözü vererek toplamıştı. Ponzi, vadesi gelen ödemeleri sisteme yeni girenlerin parası ile yapıyor ama kendi parasını kesinlikle bu zincire sokmuyordu. Ponzi'nin sistemi beş ay ayakta kalabildi. Ama Ponzi'nin saadet zinciri çöktüğünde geride kalan iki şey vardı. Birincisi binlerce mağdur, ikincisi de finans literatürüne giren 'Ponzi saadet zinciri ya da Ponzi yapısı' terimi. Esasında özetle dünyada krize giden finans sisteminin de böyle çalıştığını söyleyebiliriz, bu Ponzi sistemidir. Ancak 2008 kriziyle bu sistem kapanıyor. Basel kriterleri getirildi, bir takım önlemler alındı ama yeterli değil.
Peki, bankacılık sistemi nasıl çalışacak, ne olması lazım?
Giderek İslam ekonomisi; faize değil, kar oranlarına dayanan, reel alanlarda yatırım yapmayı ödüllendiren, elde ettiği getiriyle ekonomiyi de büyüten bir finans sistemi konuşuluyor. İslami bankacılık gelişmeye başladı, insani olan ve akıllıca olanın bu olduğu anlaşıldı. Krizden sonra 'Sukuk fonları'nın (faizsiz fonlar) ihracının arttığını görüyoruz. Osmanlı vakıf sistemi de batıda incelenmeye başlandı.
Demek ki şöyle bir yola doğru gidiyoruz, 'bankacılık sistemi bu şekilde çalışamaz'. Bankaların topladıkları sermayeleri yatırımlara dönüştürecek mekanizmalara aktarmaları lazım.
Bir dönem hazine bonolarından kar ediliyor sanılıyordu hâlbuki devletin borçları artıyor, küçük bir kesimin ekmeğine yağ sürülüyormuş. Sonrasında yüksek vergilerle ve farklı şekillerde vatandaşa geri döndü zaten.
Evet, Türkiye iktisat tarihinde hazine bonosundan spekülasyon yapılması ayrıca devletin buraya yüksek faiz ödemesi ayrı bir soygun hikayesidir. Ama bu bir sistem o sisteme girdiğin zaman kurbanı oluyorsun. Mühim olan bu yönlendirmeyi doğru yapmak, sistemi doğru kurmaktır. O, soygun düzeniydi, yönlendirmeyi biz yapmadık, bunun öyle olmasını isteyenler yaptı. Devlet de onların devletiydi, vatandaş da buna alet oldu…
Son olarak “Sınıfsız bir toplum, insani bir ekonomi için kapitalizm sonrasını tahayyül etmemiz gerekiyor” demişsiniz. Buyurun ediniz…
Şimdi Türkiye'de birkaç tane korku vardı, ülke uzun yıllar bunlarla yönetildi. Bunlardan bir tanesi kominizim korkusudur; Celal Bayar'ın 'bu kış kominizim gelecek' sözü ünlüdür. Diğeri bölünme korkusu, bir diğeri de şeriat korkusudur. Bunların hiçbiri olmamıştır ama bu korkularla darbe yapılmıştır.
Öyle olunca kapitalizm sonrasında, Türkiye'de komünizm hayaleti, korkusu yüzünden sosyalizmi, Şeriat korkusu yüzünden de İslami ekonomiyi tartışamadı. Bu krizle birlikte komünizm korkusunun boş bir korku olduğunu, kapitalizmin de kötü bir şey olduğunu anladık. Şimdi bütün dünya kapitalizm sonrasını tartışıyor, peki, ne olacaktır?
Mesela İslami ekonomi düşünülebilir. İslam ciddi bir sistemdir, bazı teoriler çıkarılabilir ve bunun ne kadar mümkün olacağı tartışılır. Bu açıdan Said-i Nursi, bana göre çok ciddi bir formülasyon ortaya koymuştur. Kapitalizmi ecir (ücret) dönemi olarak anlatır, bu karşılığı alınmamış ücrettir. 'İnsanlık nasıl kölelik sistemini aştıysa, ecir dönemini de aşacaktır' der. Kapitalizm sonrasında insanlık için 'malikiyet ve serbestiyet' dönemini işaret eder. Malikiyet, insanların kendi emeklerini, birikimlerini, bilgilerini değerlendirebilecekleri, mülk edinebilecekleri bir sistemdir.
SSCB niye yıkıldı, insanlar Moskova'ya 10 rubleye uçuyorlardı, barınma sorunları, okul sorunları yoktu ama evlerindeki musluk bozulduğu zaman kaç gün muslukçu bekledikleri belli değildi. Çünkü muslukçular dükkân açamıyordu. Yani insanların kendi yeteneklerini değerlendirecekleri ve mülk edinecekleri özgürlükleri yoktu. Dolayısıyla malikiyetin olması için ne olması lazım, hürriyet. Bu formüldeki ikinci anahtar kelimemiz; serbestiyet. Serbestiyet insanın, bireyin kayıtsız, şartsız özgürlüğüdür.
Liberalizm var bir de…
İnsanlık tarihinde liberalizmin serbest rekabetçi dönemi 30-40 yıllık bir dönemdir. Ondan sonra çok hızlı bir şekilde ulus devletlere dayanan tekelci sisteme geçilmiştir. Liberalizmi konuşacağız, daha Türkiye'de de tam anlamıyla bilinmiyor. 21. yüzyılda, liberal sistemin nasıl olması gerektiğini, insan özgürlüğünün sınırlarını konuşup tartışacağız… (Perihan Altınsoy'un Röportajı'ndan özetle / Rotahaber)

























































